Dostlar azalıyor.
Bunu
masadaki sandalyelerden değil,
insanın bir haberi anlatacakken
birden susmasından anlıyorum.
Eskiden
bir şey olduğunda
telefonun tuşlarına değil,
isimlere uzanırdı elim.
Şimdi
başparmağım ekranda dolaşıyor.
Hiçbir isim
içimdeki cümleyi tamamlamıyor.
Geçen kış
eski bir dostla karşılaştım.
Yüzünde
benden önce geçmiş yıllar vardı.
“Değişmişsin,” dedi.
“Sen de.”
Güldü.
İki çay söyledik.
Şekerliği ortaya koydu.
Bir zamanlar
şekeri benim için o açardı.
Elini çekti.
Ben açtım.
İki küçük küp
çayın içinde erirken
on beş yılın
ne kadar kolay kaybolabildiğini gördüm.
Konuşmadık.
Garson gelip
“Başka bir şey ister misiniz?” dedi.
İkimiz de
aynı anda başımızı salladık.
O an
içimde eski bir şey
dişlerini sıktı.
Özlemekti belki.
Belki öfke.
Belki insanın
kendi geçmişine
yabancı kalmasına duyduğu
o adsız şaşkınlık.
Çıkınca
sigara yakmadım.
Yürüdüm.
Bir vitrinde
yan yana duran iki gömlek gördüm.
Biri açık renkti.
Biri koyu.
Bir zamanlar
böyle ayrıntılar
birine anlatılırdı.
Şimdi
yalnızca içimden geçti.
İşte insan
böyle eksiliyor:
Bir gün
gördüğü güzel bir şeyi
artık kimseye söylemiyor.
Sonra alışıyor.
Sonra
alıştığı şeyi
özgürlük sanıyor.
Ben kalabalıktan
kaçmadım.
Kalabalık
benden çekildi.
Kalan birkaç insanın
yanında susabiliyorum.
Bu daha kıymetli.
Çünkü bazı dostluklar
konuşacak söz bulduğu için değil,
söz bittiğinde
gitmediği için yaşar.
Yine de
herkesi yakınımda tutmuyorum.
Bir insanı tanımakla
ona içindeki bütün odaları
göstermek aynı şey değil.
Bazı yerler
insanın kendisine bile
geç açılıyor.
Ve yalnızlık...
Bazen
akşam eve dönünce
anahtarın kilitte çıkardığı
o tek ses.
Bazen
iki kişilik hazırlanmış bir sofrada
ikinci tabağın
hiç fark ettirmeden kaldırılması.
Bazen
yıllardır aramadığın birini
rüyanda görüp
sabah adını hatırlayamamak.
Sonra bir sabah
eski bir fotoğraf buluyorsun.
Herkes orada.
Gülüyor.
Sen de.
Fotoğraftaki insanlardan biri
artık hayatta değil.
Biri başka şehirde.
Biri başka birinin hayatında.
Biri
senin içinde bile değil.
Fotoğrafı yerine koyuyorsun.
Çünkü bazı şeyler
hatırlanmakla geri gelmiyor.
Belki insan
dünyaya gerçekten yalnız geliyor.
Bunu anlamak
yalnızlığı sevmek değil.
Bir gün
kimseyi suçlamadan
sandalyeni kendin çekebilmek.
Ve sofrada
eksik olan yere bakmadan
yemeğini bitirebilmek.
Gecenin sonunda
ev susuyor.
Ben de.
Ama bu kez
suskunluğun içinde
bir şey kıpırdıyor:
Bunca insanın ardından
insanın kendisine kalan
en büyük mirasın
bir başkasının sesi değil,
kendi içinde
bozulmadan sakladığı
birkaç gerçek anı olduğunu
anlıyorum.
Sonra ışığı kapatıyorum.
Sabah yine olacak.
Bazı isimler olmayacak.
Bazıları
yalnızca hatırlanacak.
Bazıları da
hiçbir zaman
gerçekten gitmemiş gibi
bir cümlenin ortasında
ansızın
geri dönecek.
Onur GöknilKayıt Tarihi : 23.08.2026 19:39:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!