Saf yaratıldı dünya,saf yaratıldı beden,
Ey insan sen kirlettin her şeyi, neden neden?
Geldiğin gibi temiz yaşamak mümkün elbet,
Dünyanı kirletmeden yaşamaya gayret et.
Ey insanoğlu, nedir bedenine bu kastın,
Her nefeste Allah'ın hıfzı var;
Her lalede Allah'ın lafzı var.!
06.10.2013
Beyimiz istedi, muhteşem bir koltuk,
Dillere destan bir, törenle oturttuk...
Büyük ihtimali, hesaba katarak,
Altına kocaman, lazımlık koydurttuk...
(İstanbul:31.05.2005)
Çanakkala Savaşı'nın da içinde bulunduğu Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı 1914 yılında, İngiliz ve Fransızlar dünyayı kendi aralarında adeta parsellemişlerdi. Din ve milliyet ayırımı gözetmeksizin dünyanın hemen her yerinde çeşitli devlet ve milletleri sömürgeleri altına alarak kendi aralarında adeta bir yarışa başlamışlardı.
Bu sömürge bölgelerindeki ekonomik değerleri sömürürken, savaşla birlikte insan kaynaklarını da savaşta kendi saflarında kullanmaya başlamışlardı. Dünyanın çeşitli yerlerinde kurdukları askeri eğitim kamplarında gönüllü (!) olarak askere aldıkları sömürge bölgelerinin gençlerini, eğiterek cephelere sürüyorlardı. Bu kamplardan belki de en önemlisi, Mısır’ın İskenderiye kentinde kurdukları askeri eğitim kampı idi.
ÇANAKKALE'DE BİZE KARŞI SAVAŞAN ASKERLER
İngiliz ve Fransızlar, Avustralya, Yeni Zelanda, Hindistan, Nepal, Afganistan, Afrika, Kanada ve diğer bölgelerden gençleri toplayıp, eğitip savaş alanlarında kendi menfaatleri için kullanıyorlardı.
Ancak hemen belirtmemiz gerekirse, “Gönüllüler Orduları” adı altında topladıkları bu gençlere ve ailelerine karşı çeşitli hileler kullanarak, onlara doğruyu söylemiyor, yalan ve şantajlarla kandırıyorlardı.
Haberleşme tekniklerinin son derece ilkel olması, insanların kültür seviyelerinin de henüz çok gelişmemiş bulunması, bu tür hilelerin ve asılsız propagandaların kullanılmasını çok kolaylaştırıyordu. Batıda Almanların karşısındaki cepheye ve Çanakkale'ye getirdikleri gençlere, adeta tatile gittikleri, tatlı maceralar yaşayacakları, Avrupa’nın medeniyetini ve güzelliklerini tanıyacakları, şeklinde cazip yalanlar söyleniyor, gençler ve aileleri özendiriliyordu.
Bakan olmuş artık, atlatıp her vartayı,
Dağınıktır ama, severim keratayı
Ekonomi Ona bağlıymış kabinede,
Bana her ay mektup gönderiyor yine de.
İkisi de sarhoş, içmiştiler içkiyi,
Sorsan ikisi de, iyiydiler, çok iyi...
Konuşuyorlardı, yürürken ağır ağır,
Kulak misafiri, oldum değilim sağır;
(((-Nereye varır bu, kapkaç soygun böyle ha?
Yirmibeş yıllık bir arkadaşım kendisi,
Ziyarete geldi, önceki cumartesi.
Hoşbeş faslı bitti, çaylar geldi çabucak,
Dereden tepeden derken başladı lak lak.
-Yahu neleri var, şu yalancı alemde?
Çok tuhaf bir adam, yaşıyor mahallemde.
Rahmet yokmuş o çağda, kuru şehir; “Enkuru”,
Moğollar döşemişler, boru üstüne boru.
Galatlar düşük ücret verirmiş her insana,
Ta o günlerden girmiş “Angarya” bu lisana.
Etiler’den keçiyi öğrenmiş bütün dünya,
Keçi yünlerine de “Angora” denmiş güya.
Mehmet Akif’in yaşadığı yerde yaşıyorum.
Onun bir damlasını içtim, dolup taşıyorum.
Asımın Nesli’nden geldim o bizlerin ceddidir,
Akif’i anlıyoruz da, taklit kimin haddidir.
Aşk odunu tatmamış kişi varsa;
Dilerim Mevla’dan ki, oda yansın.
Yandıkça ayaklar kesilir yerden;
Dilerim Mevla’dan ki, o da yansın.
Ben dayanamadım, divane oldum;
Dilerim Mevla’dan ki, o dayansın.




-
İs Âr
-
Tuna Öztürk/büyükadalı
-
Ramazan Karimiş
Tüm YorumlarEkrem ŞAMA.......
anlatılmaz, yazılmaz,
yalnızca tanımak gerekir.....!
tam bir İstanbul Beyefendisi...
çok üzüldüm yapanı kınıyorum siz kimin yaptığını biliyorsunuzdur çok terbiyesizce bir şey
Nasıl anlatmak gerekir biliyorum şair Ekrem Hoca'yı...Nasıl uyandırmak gerekir uyuyan kelimeleri...Yüreği kayı,yüreği sanki mazide çınar...Sanki vatan için ölmüş hala vatan için yanar...İsterdim her şeyden çok onun gibi olmak...Yürü desen dağları aşar...Ağla desen yatağına sığmaz taşar...
Gıpt ...