Yollarda kitap okumayı çok severim. Bedenim coğrafyada yol alırken, zihnim de yol alır gözümden akıp geçen sayfalarda. Bu günlerde elimde hep Gaston Bachelard’ın kitapları. Onun satırlarında kâh tarih öncesi günlere gidip harfleri tutuşturuyorum, kâh en gizemli mekânları düşlerken buluyorum kendimi. Bazen de takılıp kalıyorum bir cümlesinde. İşte öyle bir sayfaydı o gün tramvayda okuduğum da. Cümlelerin içinde bir gidiyor, bir duraklıyor ama bir türlü çıkamıyordum işin içinden. Gaston amcam, imgelem ve eğretileme arasındaki ilişkiyi tersten düzden anlatırken beynim anlamakta zorlanıyordu. Çok mu yorgundum, konu mu zordu? Neyse ki ilerki sayfalarda bu konuyu iyice açacağını söylüyordu da içim rahatlıyordu. Kendime not olsun diye sayfanın kenarına “imge” ve “eğretileme” yazdım ama sanki konuyu tamamen anlamış gibi bir edayla. Yazmamla birlikte sağ tarafımdan gelen telâşlı bir sesle sayfadan gözümü, içinde gezindiğim düşlerden algımı ayırdım...
-Pardon, siz öğretmen misiniz?
-Hayır…
-Çok özür dilerim ama okuduğunuz sayfadan kendimi alamadım. Farkı neymiş şimdi imgelem ve eğretilemenin. Çok karışık görünüyor konu, nasıl anlayacakmışız hangisi olduğunu?
tümlüğe eksik zamanlara kucak;
kırka iki kala keşfim
bir dehliz, beynimin çıkmazında...
uzaktan bakan benim