Bir mavinin ardına düştüm, bilmeden nereye,
İçimde eski bir merak, dilimde adı olmayan.
Kıyılar boyunca sordum rüzgâra seni,
Her dalga kıyıya vurdu, bir cevap bırakmadan.
İzmir'in akşamında aradım o izi,
Bir erkeğe gökyüzü verilir, ufku geniş, yolu açık,
Bir kızın önüne sessizce duvarlar örülür artık.
Onun attığı her adım, hayatına açılan kapı,
Bir kızın adımı neden hep geri dönmenin şartı?
Ona gece kadar geniş bir özgürlük bırakılır,
Gök bazen yağmur yağdırırdı,
bazen güneş açtırırdı;
ama mutlaka bir şey yapardı.
Yağmurun ardından
Lafügüzaf artık
sadece bir melodi değil.
Bir zamanlar kalbime dokunan sesin,
gözlerime yansımış silüetin,
bir yerlerde hâlâ duran hâlin…
Efes’in susmuş taşlarında adını aradım,
Sütunların arasında gölgeni izledim.
Artemis’in terk ettiği tapınağın altında,
Seni çağlar önce kaybetmişim gibi sevdim.
Çağlar önce kaybetmişim gibi,
Altın bir sessizliğin içinde iki beden,
dünyanın bütün seslerinden uzakta.
Adamın ellerinde karanlık desenler,
kadının saçlarında açılmış bir bahar.
Ne kadar zamandır böyle duruyorsunuz?
Seni yanımda taşıyamadığımdan,
baktığım şeylerin içine yerleştirdim.
Bir şarkıya,
bir renge,
bir kitaba,
Yıldızlardayken
gökyüzümden kayıp denize mi düştün?
Tozlaşıp yakamoz oldun;
gecelerime renk,
bana yokluk bıraktın.
Yağmur durmuş, camda birkaç damla kalmış.
Biri ağır ağır aşağı inerken gözüm takılıp kaldı.
Ne tuhaf, diye düşündüm,
bazı şeyler giderken bile insanın gözü arkalarında kalıyor.
Perdeyi çekmedim.
Akdeniz akşamları tuz kokarken hâlâ,
ufukta beyaz bir yelken çoğaldı.
Begonviller eğildi geçtiği yola,
rüzgâr maviyi başka bir kıyıya taşıdı.
Güneş, yelkeninde ağır ağır sönerken,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!