Tarifsiz acılar vardır
Yaşarken bir türlü
Üzerinden atamadığın!
Ne yapsan kurtulamadığın...
Her nefes alışında yüreğini sızlatan
Yüzüne yayılan o solgun ifade!
Darmadağın saçlarının filizinde
Öyle ki yıllar geçtikçe
Ruhunun derinliklerinde ilerleyen
Ağzında buruk bir tat bırakan
Ölene dek seni terk etmeyen
Seninle kader birliği etmiş gibi
Peşinden gelen...
Kalbinde kök salmış
Sinsi yaralar vardır
İlk bakışta asla farkedilmeyen!
Çocukluk yıllarına ait
Yenilgileri gibi hani vaktiyle
Her insanın başından geçen türden.
Ne kadar arzulasak da
Unutmayı o anıları
Birtürlü başaramayız!
Arasıra bizi ziyarete gelen
Siyah pelerinli
Gece kâbusları gibidir onlar...
İşten sonra birgün
Yorgun argın eve giderken
Yürüyüş yolu üstünde
Burnuna mis gibi
Demli taze çayın kokusu gelir.
Çömelirsin küçük ahşap
Hasır dokuma bir tabureye
Ses edemezsin kalabalıktan
Dizlerinin ağrısını o an
Beyninde hissetsen de!
Tavşan kanı çayı
İçerken yudum yudum
Ufuk çizgisinde güneş
Yavaş yavaş yitip giderken
Maziye dalar gözbebeklerin...
Damağında acı-tatlı karışık
Tuhaf bir his oluşur.
Hatıralar canlanır birden
Gökyüzünde
Birbiri ardısıra koşan
Beyaz bulutların izinde
Rüzgârda dans ederken
Ağaçtaki yapraklar çaresizce!
Burnunun direkleri sızlar
Gözlerinde iki damla yaş belirir.
Dünyanınn öte ucundaki
Sevdiğin gelir aklına;
Ağlamak istersin o an
Birşey seni tutar işte gülüm!
Ağlayamazsın...
O sırada
Bütün işgüzarlığıyla
Komi sokulur yanına
Boşları almaya...
Duyarsızca bir tonda;
Vereyim mi ağabey, der
Bir tane daha?..
Ha canım! Evet...
Ver bakalım!
Karanfil mi ?
Bergamut mu?
Ne kattınız içine ki?
Çok hoş bir kokusu var bunun!
İçinde ekstra birşey yok beyim!
Bizim yörenin çayı
Rize'den...
Senede iki kere
Babam getiriyor özel olarak
Memleketten...
Karadeniz usulü
Bildiğiniz paşa çayı!
Eline sağlık evladım!
Daha ne olsun!
Demi, kıvamı, lezzeti yerinde!
Ne zamandır
Böyle güzel bir çay içmemiştim
Doğrusu!
Şifa olsun ağabey!
Yarasın!
Sen sadece o an
Oturduğun o yolüstü kafede
Güzel bardak çay içtiğini sanırsın belki!
Oysa ki içinde efkârın vardır
Yılların getirdiği...
Bilemezsin
Efkârın tadı nasıl bir şeydir?
O an gelmeden!
Ağır ağır içine çökmeden
İliklerine kadar hissetmeden
O duyguyu
Anlayamazsın!
Bazı kelimelerin karşılığı yoktur
Başka bazı dillerde mesela!
Ne acı, ne dert
Ne keder!
Hiçbiri o anki
Efkârını tarif etmeye yetmez!
Bazı sözcükler özeldir çünkü!
Tıpkı bazı duyguların
Bazı milletlere has olması gibi...
Efkârın tarifi yoktur mîrim!
Nafile arama onu başka kültürlerde !
Of cananım..!
Senden gayrı bu dünya boştur inan!
Seni nasıl sevdiğimi
Başkaları anlayabilir mi sence?
Dünya sensiz
Nasıl ıssız bir kuru bahçedir!
Bütün ovalar, platolar, ormanlar...
Yokluğunda
Büsbütün çöle dönmüştür
Kim söyledi size onların
Yemyeşil olduğunu, kim?
Ağaçların ayakta ölmediğinden
Emin misiniz?
Nehirler ne zamandır akmıyor
Afrikada?
Niagara ne vakittir çağlamıyor
Bilir misiniz?
Missisippi kızıl kumda yılan gibi
Neden kıvranıp duruyor?
Ekvador'la Ekvator arasında
Kaç kilometre mesafe var?
Darvin neden bizi
Maymunlara benzetti?
Galapagos'ta kaplumbağanın
Dev gibi büyümesinden canım
Daha kolay ne var ki!
Uyuyun bakalım millet!
Dünyadan haberiniz yok sizin!
Biliyor musunuz Amerika'da
Her ay kendi kitabını yazan
Derebeyi kılıklı birsürü mesih var!
Ama neden?
Hey yavrum hey!
Çünkü orada sınırsız demokrasi var!
Mevzuya uyandın mı şimdi?
Yaşasın demok-râ-si!
Bazı davranışlar da yine
Bazı halklara özeldir
İşte böyle!
Rakı içerken
Kendinizi bir Türk Arkadaşınızın
Minik iki kişilik
Çilingir sofrasında düşünün
Mesela...
Neler çektiğini asla
Kimse bilemez onun!
İçine neyin işlediğini o anda
Siz göremezsiniz!
Efkârının büyüklüğünü ancak
Karşısında oturup sevgiyle
Ona içki servis eden
Elâ gözlü sâkisinden başka
Kimsecikler bilemez!
Herşeyin üstüne yemin edebilirim.
Efkâr, sâki ve aşk...
Bu akşam
Seni çağrıştıran herşey gibi
Bu üçlü o kadar güzeldi ki!
Hüznün de sana mahsus olması gibi...
Hiç uyanmak istemediğim
Bir rüyanın ortasındayım adeta!
Ve sonra...
Bu akşam yine
Seni düşünürken
Efkâr çekmenin dayanılmaz cazibesi...
Ah sevgili..!
Hayallerimin yaşlanmayan prensi!
Arayı açma fazla, olur mu!
Bari bu perişan halime acı!
Gitme uzak diyarlarına
Sonsuz gökyüzünün...
Lütfen yine gel!
Hiç beklemediğin anda
Eline uzatılan
O buğusu üstünde...
Bütün sıcaklığıyla
İçimi yumuşatan taze
Bir bardak çay gibi...
Kızıl alev rengi gözlerim
Ufka dalarken akşamları
Efkâr kıvamında
Dudaklarıma...
Gel yine!
Bir buse gibi kon, lütfen!
Mühür gibi işlesin ruhumu nefesin!
Küçük beyaz bir kelebek gibi
Gönlüm uçuşsun.
Öte yandan
Kalbimde kapladığın alanın
Büyüklüğünü tahmin edemezsin!
Aşkolsun!
Gökten sevgi yağsa her gece
İnan ki saatlerce
İstemem, sensiz olmasın
Hiçbir güzellik...
Doğmasın pencereme güneş
Kapımda sabah olmasın sensiz!
Ve hatta
Senin esmediğin bir iklimde
Afacan çocuklar gibi neşeyle
Eteklerini tutarak
Dönmesin dünya kendi etrafında
Böyle şımarıkça!
Seni düşünürken canım
Bari yapma böyle ne olur!
Özletme kendini!
Ah o bakışların...
Bakışların içime bir ok gibi işledi.
Sandıkta saklı çeyizlik bir bohça gibi
Bir ömür tutma orada
Zihninden çıkar, at bir an önce haydi!
Demesi kolay tabi size göre...
Gel de unut şimdi!
Buyur bakalım, hanımefendi...
De ki ona;
Gönlümden uzak dur!
Fazla yaklaşma gözlerime!
Bak hele yine...
Biliyor musun
Ödüm kopuyor seninle
Bir daha karşılaşmaktan!
Endişeleniyorum o an
Bir fırtına çıkmasından!
Yağmurun yağmasından
Lodos rüzgârıyla
Gemilerin karaya sürüklenmesinden
Göğün delinmesinden
Denizin taşmasından
Heyelan olmasından
En çok da
Gözlerimiz seninle tekrar buluştuğunda
Kızılca kıyametin kopmasından!
Çünkü korkuyorum...
Gelecekte olacaklardan!
Yahut, söyle o hokka burunlu şairine...
Uzak dursun o kalbin
Fırtınalı tuzaklardan!
Laf dönüp dolaşıp bak
Yine aynı yere geliyor!
Bu yürek neden hep
Ona ulaşmak için
Senelerdir usanmadan
Aynı sesle kanat çırpıyor?
Semada dönenen o yuvasız
Göçebe kuşlar gibi!
Nereye kadar daha..!
Kaç günlük ömrümüz kaldı
Seninle birlikte geride, söyle?
Yer ve gök ne vakit
Kavuşacak birbirine?
Söyle kızım ona...
Ay tutulmasından çıksın aklı!
Ya da kendisi
Şiirine entarilik için
Başka bir kumaş uydursun!
Çölde yeşil seraplar gören
Suyu arayan ıssız bir seyyah gibi
Sustukça daha çok susuyorum Ona!
Delirmek üzereyim şimdi
Gör bak halimi...
İnsafsız!
Bilsen nasıl
Senin gözlerinin etrafında öyle tutkuyla
Nasıl da
Senin ışığınla döner koca dünya!
Bu yürek nasıl çarpar ölesiye bir bakışta?
Vefasız...
Sen anlayamazsın!
Esma Özdemir
Kayıt Tarihi : 5.06.2026 02:52:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Esma Özdemir İstanbul, 5 Haziran 2026 Cuma




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!