Eski bir plak cızırtısıdır senin sesin,
İğnesi hep aynı acının üstünde takılı kalan.
Sirkeci Garı’nda bekleyen o sahipsiz bavullar gibi,
İçinde binlerce veda saklarsın da,
Yine de gidemezsin kendinden bir adım öteye.
Süleymaniye’nin gölgesinde bir tespih tanesi kopar,
Dağılır her biri bir yana; kimi Tarlabaşı’na düşer, kimi Moda’ya. Sen o dağılan parçaları toplamazsın bile,
Çünkü bilirsin; bu şehir ancak parçalandıkça İstanbul olur.
Gece yarısı martıların o tuhaf gülüşünde,
Bir delinin kahkahasıyla bir aşığın hıçkırığı birbirine karışır. Sen, o sesi bile bir ninni gibi yutturursun bize.
Boyası dökülmüş sandalların, Yosun tutmuş rıhtımlarınla,
Bize en çok "geç kalmışlığı" hatırlatırsın.
İşte bu yüzden; Sana tarih diyenler vitrinine bakıyor,
Bense senin o kimsesiz, o yorgun dehlizlerinde kayboluyorum.
Çünkü gerçek İstanbul; Işıltılı köprülerin altında değil,
O karanlık suların en dibindeki sessizlikte saklıdır.
Salim Erben
Kayıt Tarihi : 1.2.2026 12:18:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!