Trenler, kara kara
demir vagonları çekerler
acılar içinde
içindekiler, kapkara
aralarında koyunlar kuzular
trenin sirenini bastıra bastıra
ne de meleşirler
akisleri gelir kayalardan
ürkerler kuzular
hele memeye yapışmış sabiler
açamazlar gözlerini
meme mi tatlı korku mu acı
tek sorunları karınlarındaki sancı
telaş içinde analar
yer yok uzatacakları bacaklara
salı veremiyorlar bebeleri
yok dillerinde ninnileri
danalar vagonlarda, sarı benekli
çilli kız omuzlarından iki yana
savurur iki de bir saçlarını
çeker bir ah…
oynar kaşları kara oğlana
der gibi baksa bu yana
seviyorum kime ne
içi içine sığmıyor ama
anasının gözü de hep ondan yana
arada bir baksa da cama
görünmez dışarıdaki dünya
yok ona
hep tetikte ana
ya kayarsa gözü oğlana
unutur acıyı sancıyı
yükü çeken tren gibi, kararır içi
ama of… diyemez de
çeker yine bir ah…
onun gibi yarim olsa der durur
bakar da bakar,
bir oğlana bir anaya
çilli kız dalar, buruk yüreği
unutur babayı anayı
Varsa da yoksa da kara oğlan
Adını bile bilmiyordu
ya yüzü
yıllar geçse acaba,
unutulur mu…
Hikmet Yaşin
Ağustos 2011
Güre
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta