PAŞA AĞABEYLE TANIŞMAMIZ
Paşa ağabey ile tanışmamız 1990 yılı yazında olmuştu sanıyorum. Şiiri, sanatı ekmek gibi, su gibi önemli gören, her bulunduğu yerde şiir konuşan, şiiri konuşan, size iyice yaklaşıp gözlüğünün üzerinden ta gözünüzün içine içine bakarak yeni yazdığı şiiri okuyan, konuştuğu kişinin ismine “cuğum”ekini ekleyerek Durducuğum, Aliciğim şeklinde içinden geldiği gibi konuşan bu güzel insan gazetelerden, dergilerden şiirlerini, yazılarını okuduğu Durdu Şahin ile görüşmek, tanışmak, şiir sohbetinde bulunmak için köyüme gelmişti.
O gün ben de sevmiştim benim gibi bir şiir heveslisi biri ile tanışmaya, konuşmaya, siyasetten, geçim derdinden, sen ben kavgasından uzak bir ortamda şiir sohbeti gerçekleştirmek için gelen bu hasbi, kalender, nazik ve hassas insanı, daha doğrusu şairi…
Nasıl sevmez, nasıl değerli bilmezdim Çorum’dan kalkıp türlü zorluklardan sonra İsahacı Köyüne gelen, üstelik kendisinden daha büyük ve daha iyi şair olmayan birini dinlemek, onunla tanışmak için onca yolu aşıp gelen bu şiir aşığını.
"Ne Cennet buraya benzer ne Cehennem."
"... Öteye inanmak,...Tanrıya inanmaktır. İnsanın ilerleyeceğine inanmaktır."
"...Kur'an bizi doğrudan kavrar. bu kavrayış, net ve saf bir kavrayıştır, brüt bir kavrayış değil."
"Baba soyu Rumelili, ana soyu Buharalı..."
" Duygulu, ince, derin, mü'min ana. Bilgili, yürekli, yaman baba."
"Sultan 2. Abdülhamid, bir Bismark zekâ ve plânına sahipti, fakat pençesinden mahrumdu. Pençe, aydınlar kadrosudur."
Överken, severken, tenkit eylerken itidali korumak; bizim dinimizin ve millî kültürümüzün en nadide özelliklerindendir.
Her bir eğri davranan bireyi, partiyi, kurumu tenkit eylediğimiz gibi eski arkadaşlarımızı, ustalarımızı ya da eskiden beri bizi usta bilenleri de tenkit eyleyebiliriz lâkin tenkit eylediğimiz kişi, arkadaş ya da usta veya eski ustamız Rahmet-i Rahman'a kavuşmuşsa, biraz daha titiz, dikkatli ve merhametli davranmamız gerekir.
Bir kere tenkit eylediğimiz kişi, arkadaş ya da usta merhum biriyse onun hakkında daha bir düşünerek konuşmak icab eyler; çünkü o merhum artık zerrei miktar iyiliği ve kötülüğü bile en doğru, en ekmel bir şekilde değerlendiren, ihmal eylemeyen yüce Allah'ın gözetimindedir, şaşmaz adaletinin muhatabıdır.
Merhum Abdurrahim Karakoç, öncelikle mert, dürüst, vefalı, gayretli, faziletli bir insandı.
Şiirlerinin özünde de, görünen yüzünde de doğruluk, dürüstlük ve cesaret vardı.
Millet ve memlekete hain, mertlik ve dürüstlükten habersiz, masuma ve mazluma şiddetli ve sert, ahlaksız, zalim kişiler karşısında demirden bir dağ gibiydi.
Merhum Abdurrahim Karakoç üstadımız; elini, dilini, özünü, sözünü haramdan sakındırır, şiiri gerçek manada şuur olarak görür, Hakkı her daim âli bilip ebedi hakikatlerin türküsünü söyler, her türlü yabancı ve yalancı ideolojilere karşı sarsılmaz bir kale gibi dimdik mukavemet gösterir, doğru kararları dosdoğru uygulayıp, yerinde sabrın, yerinde en soylu bir direnişin ve şahlanışın örneklerini sunardı.
Marifeti de, erdem ve fazileti de layıkıyla dillendirir, okumadan yazmadığı, bilmeden söylemediği için yazdıkları hep okunur, söyledikleri yürekten benimsenirdi. O halk edebiyatının en kuvvetli şairi Nefi’den sonra en kıymetli hiciv üstadıydı. Şiirleri insanı besler, coşturur, hedefine ulaştırırdı.
Merhum üstadımız; her şiir, davranış, hitap ve kitabıyla, şanlı mazimizi hatırlar, hatırlatır, istiklâlinin önemini en sahih bir şekilde belirtir, istiklal ve istikbalin kaynağının iman, ilim, adalet, gayret, cesaret ve ahlakta bulunduğunu en gür sesiyle söylerdi.
Şiir üstadımız Merhum Abdurrahim Karakoç; insani özelliklerini sürekli yemleyen, kafasını ve gönlünü sürekli birbiriyle barışık eyleyen, bilgisini sürekli öğrendikleriyle kıymetlendiren, başkalarına kul, köle veya efendiliği değil ilim ve insanlık yolunda halktan biri olarak milli ve manevi değerlerimizden kıl payı sapmadan yaşamayı değerli bir görev ve erdem bilen bir yapıya sahipti.
Bu güzide insanın işi; çöl kuraklığındaki gönüllere yazılarıyla, şiirleriyle mukaddes hayat kaynağını göstermek, maddi ve dünyevi ihtiraslara yönelmemek, okuyucularını sorumluluk, soyluluk, bilgi, ahlak, Allah, peygamber, millet ve yurt sevgisiyle yoğurmaktı.
Görevi; mükemmelliklere, orijinal güzelliklere etik ve estetik özelliklere saygılı davranmak, bildiğini layıkıyla bilmek, bildiklerine uygun yaşamak, faydalı ve kaliteli işlerle gününü ve ömrünü güzel eylemek, vakar ve haysiyetini korumak, günün adamlığını değil gönül adamlığını, insafı, idraki, saygıyı, seviyeyi inadına kuvvetlendirmek, konuştuğu zaman yüksekten değil lakin yürekten ve yürekli konuşmaktı.
Merhum Abdurrahim Karakoç, öncelikle mert, dürüst, vefalı, gayretli, faziletli bir insandı.
Şiirlerinin özünde de, görünen yüzünde de doğruluk, dürüstlük ve cesaret vardı.
Millet ve memlekete hain, mertlik ve dürüstlükten habersiz, masuma ve mazluma şiddetli ve sert, ahlaksız, zalim kişiler karşısında demirden bir dağ gibiydi.
Hakikî manada güzel şiir ve yazı yazardı, işinin ehli bir ustaydı. Genç şairlere ustalığının gereğini noksansız uygulardı.
Dostluğu süresizdi. Uzun zamana endeksli bir dostluğu vardı. En güzeli de dostlarının, arkadaşlarının ve genç şairlerin yazdıklarına ilgisiz değildi. Özellikle gençlere yönlendirici, heveslendirici sözler söylerdi.
O yumuşak sözlüydü. Telefonda konuşurken dahi sanki yanımızdaymış gibiydi. Sesinin ve yüreğinin sıcaklığından mutlaka etkilenirdiniz.
Ömrünün her bir karesinde makul, yerli ve millî düşünmüş, bütün yazı ve konuşmalarında, din, devlet, yurt ve milletimizi, birlik ve beraberliğimizi öncelemiştir.
Hiçbir kişi, dernek, parti, grup, kuruluş ile ilgili peşin hükümlerle hareket eylememiş, bir ömür Allah'ı memnun eylemeye, necip milletimizin, ümmetin ve insanlığın faydalanacağı ilkeleri, mefkûreleri, davranış tarzlarını ve prensipleri dillendirmiş, bu ilke, mefkûre ve davranış tarzlarının doğru anlaşılıp gereğine uygun yaşanması yönünde gayret eylemiştir.
Hiçbir lider, önder, umumun saygı duyduğu şahsiyet ve gönül adamının noksanlarını ivedilikle gündem eylememiş, her daim uygun zamanı bekleyip öncelikle saygılı, ahlaklı, anlaşılır bir dil ile mümkün mertebe muhatabının sevenlerini rencide eylemeden, kaba ve çirkin sözlere heveslenmeden söylenmesi gerekenleri söylemiş, tenkit eylemek zorunda kaldığı insanların şahsiyetlerini incitmeden, hatalı taraflarını, realiteye zıt görüşlerini, umuma zararlı ilkelerini bilgi ve belgeleriyle izah eylemeye uğraşmıştır.




-
Ali Kahveci
Tüm Yorumlarmerhaba hocam nasılsın nerelerdesin ???????????