İnsan, kendini artık kandıramadığı o anda başlar gerçekten düşünmeye.
Yürümüş olmanın, ilerlemek demek olmadığını fark ettiği yerde.
Adımların çokluğu bir yanılsamadır;
bazı yollar yalnızca yorar, hiçbir yere götürmez.
Ve insan bunu anladığında, yol bir çizgi olmaktan çıkar,
bir duraksamaya dönüşür.
O duraksamada zaman yavaşlar.
Zihin sustuğunda, bedenin en derin yerleri konuşur.
Hücreler, yıllardır taşınan yorgunluğu hatırlar.
Yaşamak denen şeyin, sürekli bir hedefe koşmak değil,
neden koştuğunu bilmeden sürüklenmek olduğunu sezersin.
Milyarlarca yıl boyunca genişleyen bir evrende,
insanlığın hikâyesi göz açıp kapayana kadar süren bir titreşimdir.
Şehirler kurulur, diller doğar, makineler düşünmeyi taklit eder,
sonra hepsi birlikte susar.
Ne yapılanlar kalır, ne de yapanlar.
Kozmos bu sessizliği fark etmez bile.
Asıl ağırlık, yok olmaktan gelmez.
Yok oluşun kimse için bir anlam ifade etmemesinden gelir.
Hiçbir yıldız durmaz,
hiçbir boşluk yas tutmaz.
İnsan bu gerçeği kavradığında,
bütün büyük anlatılar çözülür.
Ama geriye bir hiçlik değil,
çıplak bir soru kalır:
Bu kısa varoluş anında neyle yaşayacaksın?
Belki anlam, bulunacak bir şey değildir.
Belki de anlam,
hiçbir zorunluluğu olmayan bir evrende
insanın yine de bir şeylere tutunma cesaretidir.
Kayıt Tarihi : 9.2.2026 10:36:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!