Bir taş vardı,dağdan geriye kalan,gecenin alnı kadar sert.
Bir de su.
Ne yumruğu vardı suyunne öfkesi.İncecik bir sesledokundu taşa.
Taş güldü.
Su sustu ve geçip gitti Sonra yeniden geldi.
Mevsimler geçti aralarından.Kuşlar göçtü,ağaçlar gölgelerini değiştirdi,insanlar doğdu, öldü;su aynı yereaynı sabırla geldi gitti.
Bir sabahtaşın göğsündeince bir yara açıldı.
Kimse görmedisuyun zaferini.
Çünkü bazı zaferleringürültüsü yoktur.
Rüzgâr da böyledir.
Dağı omzundan tutupsarsmaz.Yüzyıllarca geçer yüzünden,sonra bir bakarsın:
dağ hâlâ oradadırama yüzürüzgâra benzemiştir.
Ve tohum,
karanlığın altındaküçücük bir kalp.
Üstünde dünyanın ağırlığı,içinde göğün çağrısı.
Taşı kaldırmaz,toprağı yenmez;
yalnızcaışığa doğruincecik bir çatlak açar kendine.
Belki güç budur:
Bir şeyi devirmek değil,ona zamanlakendi biçimini vermek.
Damlanın kayaya,rüzgârın dağa,kökün karanlığayazdığı o eski şiir:
Büyük olan taş değildi.Büyük olan,suyun sürekli dönüp gelmesiydi.
Salim DiyapKayıt Tarihi : 22.05.2018 17:28:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!