Dokunsalar Dağilirim Şiiri - Arzu Uschi

Arzu Uschi
140

ŞİİR


9

TAKİPÇİ

Dokunsalar Dağilirim

Herkes soruyor:
“Nasılsın?”

İyiyim, diyorum.

Bu kelimeyi çok kullandım.
Kenarları aşındı artık.
Dilimin altında taşıdığım
küçük, beyaz bir taş gibi.

İyiyim.
İyiyim, diyorum.

Ne diyeyim başka? Sokağın ortasında durup "Birisi omzuma dokunsa paramparça olacağım,' mı diyeyim?

Dokunsalar dağilirim ..
Ama
İyiyim işte
Söylemesi kolay.
İki hece.
İki kapı.

İkisini de kapatınca
kimse içeri giremiyor.

Oysa içimde
gece gündüz çalışan
eski bir bina var.

Borularından ses geliyor.
Duvarlarında su yürüyor.
Bir yerlerde
kimsenin çağırmadığı bir asansör
durmadan aşağı iniyor.

Ve en dip katta
birisi yaşıyor.

Benim sesimle konuşuyor
ama ben değil.

Bazen gece
kaburgalarımın arasından sesleniyor:

“Uyudun mu?”

Susuyorum.

“Uyumadığını biliyorum.”

Dönüyorum öteki yana.

“Onu düşünmüyorsun, değil mi?”

Yorganı başıma çekiyorum.

Gülüyor.

İçimdeki sesin
gülüşünü kimse bilmiyor.

Kırık bir bardağın
masada kendi kendine çatlaması gibi.

“İyisin,” diyor.

“Tabii.”

“Çok iyisin.”

Sonra kalbimin kapısını
tırnağıyla çiziyor.

Yavaşça.

Gıcır gıcır.

Ta ki adını hatırlayana kadar.

Sabah oluyor.

Yüzümü yıkıyorum.

Aynadaki adamla
aramızda eski bir husumet var.

O bana bakıyor.

Ben onun arkasında
seni arıyorum.

Musluğu kapatıyorum.

Su susuyor.

İçimdeki su susmuyor.

Bir yerimden sürekli
sen sızıyorsun.

Hangi çatlağı kapatsam
başka bir yerden çıkıyorsun.

Bir kokudan.

Bir sokaktan.

Birinin cümlesindeki
yanlışlıkla sana benzeyen
tek bir kelimeden.

İnsan birini unutmak isterken
dünya neden bu kadar çok
ona benzer?

“Nasılsın?”

İyiyim.

İçimdeki ses
bu kez mutfaktan geliyor sanki:

“Yalan.”

İyiyim.

“Ellerin niye titriyor?”

Kahvedendir.

“Gece niye uyumadın?”

Sıcaktı.

“Telefonu neden hâlâ
sesini duyacakmışsın gibi tutuyorsun?”

Sus.
"Yine mesaj yazdın dimi ona , engelli olduğun halde bile bile değil mi ?"

SuS ...

“Adını neden silemedin? O seni sildi”

Sus.

“Ya şimdi kapıyı çalsa?”

Sus dedim.

“Ya hiçbir şey söylemeden
sana sarılsa?”

İşte orada
içimde bir şey devriliyor.

Büyük bir şey.

Yıllardır ayakta tuttuğum
karanlık bir dolap gibi.

İçinden bütün eski günler
yere dökülüyor.

Bir akşamüstü.

Bir kahkaha.

Omzuma düşen başın.

Birlikte sustuğumuz
o gereksiz güzel dakika.

Bir “gitme.”

Bir “kal.”

Bir de söyleyemediğim
binlerce küçük cümle.

Hepsi yerde.

Ben ortalarında.

Çıplak ayak.

Hangisine bassam
kanıyorum.

İyiyim.

Ama içimde
yerini bulamayan bir hayvan dolaşıyor.

Gece olunca
göğüs kafesimin demirlerine vuruyor kendini.

Çıkmak istemiyor belki.

Sana gitmek istiyor.

Anlatamıyorum ona:

Sen artık
gidilecek bir yer değilsin.

Bunu söylediğimde
daha çok vuruyor.

Tak.

Tak.

Tak.

Bazen kalp atışım sanıyorlar.

Değil.

İçimde bir şey
hâlâ kapını çalıyor.

Kendimi arıyorum.

Ceplerime bakıyorum.

Yokum.

Eski fotoğraflara bakıyorum.

Orada biri var;
gözlerinin içi henüz boşaltılmamış.

Bana benziyor.

Ama ben değilim artık.

Bir insan
kendisinden ne kadar uzaklaşabilir?

Ben galiba
kendi içimde kayboldum.

Üstelik çıkış levhalarının hepsinde
senin adın yazıyor.

Nereye dönsem sana çıkıyorum.

Bu yüzden hiçbir yere gidemiyorum.

Eve dönüyorum,
ev bana dar geliyor.

Sokağa çıkıyorum,
gökyüzü alçalmış.

İnsanların arasına karışıyorum,
herkesin bedeni kendine tam geliyor.

Benimki bol.

Kollarımın içinde boşluk var.

Göğsümün içinde boşluk.

Adımın içinde bile
bir eksik harf var sanki.

Seslenseler
dönüp bakacak kadar benim,

ama yaşayacak kadar
ben değilim.

Herkes soruyor:

“Nasılsın?”

İyiyim.

İçimdeki ses
bu defa çok yakından fısıldıyor:

“Söyle onlara.”

Neyi?

“Dokunmasınlar.”

Neden?

“Biliyorsun.”

Bilmiyorum.

“Biliyorsun.”

Sus.

“Birisi omzuna elini koyarsa”

Sus.

“Birisi gözlerinin içine bakıp
‘gerçekten nasılsın?’ derse”

Sus.

“Birisi seni
bir saniye fazla severse”

Sus artık.

“Dağılacaksın.”

Dağılmak.

Ne tuhaf kelime.

Sanki insan
bir bütünmüş de
sonradan parçalanırmış gibi.

Ben çoktan parçalandım.

Sadece parçalarım
birbirinden habersiz.

Ellerim işe gidiyor.

Ağzım gülüyor.

Ayaklarım eve dönüyor.

Gözlerim insanlara bakıyor.

Kalbim ise
hâlâ önceki bir akşamın
Telefon başında oturmuş,

senin aramanı bekliyor.

Ben her gece
gidip onu oradan almaya çalışıyorum.

“Hadi,” diyorum.

“Artık gel.”

Başını kaldırmıyor.

“Gelmeyecek.”

Duymuyor.

“Bitti.”

Duymuyor.

Sonunda bana dönüp
çocuk gibi soruyor:

“Peki biz şimdi
kimi seveceğiz?”

İşte o zaman
cevabım kalmıyor.

Bazen içimde
bütün ışıklar aynı anda sönüyor.

Kimse fark etmiyor.

Dışarıdan bakınca
elektriklerim var.

Konuşuyorum.

Gülüyorum.

Yemek yiyorum.

Bir şeylere “tamam” diyorum.

Ama içeride
karanlık bir koridorda
ellerimi duvarlara sürerek yürüyorum.

Bir kapı bulurum diye.

Bir pencere.

Bir çıkış.

Bir ben.

Hiçbiri yok.

Sadece içimdeki ses
karanlığın öbür ucundan:

“Buradasın,” diyor.

Neredeyim?

“Onu kaybettiğin yerde.”

Oradan nasıl çıkarım?

Cevap vermiyor.

İlk kez
o da susuyor.

Belki bu yüzden
kimsenin bana iyi bakmasını istemiyorum.

İnsan kötü bakışlara dayanıyor.

Kabalığa dayanıyor.

Sessizliğe.

Terk edilmeye bile
bir biçimde alışıyor.

Ama şefkat

işte ondan korkuyorum.

Birisi saçımı okşasa mesela.

Birisi
“yoruldun” dese.

Birisi beni düzeltmeye çalışmadan
yanımda otursa.

Bütün vidalarım gevşer.

Yıllardır dişlerimin arasında tuttuğum
o ince ip kopar.

Ve içimde ne varsa

sen,
ben,
gitmeler,
beklemeler,
söylenmeyenler,
yarım kalan bütün ihtimaller

bir çekmecenin yere boşalması gibi
dökülür.

Toplayamam.

Biliyorum.

O yüzden
kimse dokunmasın.

Uzaktan sorun:

“Nasılsın?”

Uzaktan cevap verebilirim.

İyiyim.

Bakın,
sesim bile titremiyor.

İyiyim.

İçimde bir ev
kendi üzerine çöküyor olabilir.

İçimde bir hayvan
kaburgalarını kanatıyor olabilir.

İçimdeki çocuk
hâlâ bir kapının önünde
ayaklarını sallayıp
seni bekliyor olabilir.

İçimde bir adam
her gece kendisinin cenazesinden
eve dönüyor olabilir.

Ama ben

iyiyim.

İyiyim işte.

Yalnız,

biraz uzakta durun.

Çünkü bazen insanı
yıkan şey gitmek değildir.

Bazen
bunca zaman yıkılmadığını sanarken
bir elin omzuna değmesidir.

Ve içimdeki ses
şimdi neredeyse duyulmayacak kadar
yavaş söylüyor:

“Biri sana sarılırsa
sakın karşılık verme.”

Neden?

“Çünkü bırakamazsın.”

İyiyim.

Gerçekten.

Sadece

dokunmayın.

Dağınık görünmek istemiyorum.

Çünkü dokunsalar dağilirim...

Arzu Uschi
Kayıt Tarihi : 9.09.2026 15:32:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!