Doğan Durgun Şiirleri - Şair Doğan Durgun

40

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Adıyaman'da doğdu. ilk ve ortaöğrenimini yatılı bölge okullarında tamamladı. İzmir 9 Eylül İktisat Fak.'ni 1992 yılında bitirdi. Uzun dönemler çeşitli kulüplerde basketbol oynadı. İlk şiirleri 1989 yılında Güneş Gençlik dergisinde yayınlandı. Şimdiye kadar, şiir ve denemeleri: Günışığı, Amida, Minerva, Beşparmak, Gırgır, Perre, Tigris, Sanat ve Hayat, Esmer gibi dergilerde yayınlandı. yazı, inceleme ve araştırma yazıları da: Evrensel, Birgün, Özgür Gündem, Radikal, Katılım, Güne Bakış, Taraf gibi gazete ve dergilerde yeraldı. Şu an Pazar günler ...

Doğan Durgun

gitmeleri biriktirdim...
karanlığın en keskin zamanında
intiharlar demledim...
geceydi üşüyordum...

bitmemiş şiirlerimin rahatsızlığında

Devamını Oku
Doğan Durgun

gardan çokacak son tren
seninle düşecek raylara
geride,
koskoca bir boşluk bırakacaksın
yıkılgan ve mülteci
bitmeyecek

Devamını Oku
Doğan Durgun

her sokak
pusludur gece
her gölge
bir karabaş edasıyla
izler yüreğimizi
her izlem faili meçhuldür

Devamını Oku
Doğan Durgun

kısa ve yağmurlu
günlere akıyor zaman

düş yorgunu bir kız
adımlıyor kenar yolları
serin bir meltem esiyor

Devamını Oku
Doğan Durgun

bir nehir akar
gözlerimi yakar
yağmur sonrası
yedi renk hüzünüm bu gece

karalama defterimdeki

Devamını Oku
Doğan Durgun

elveda yaşam!
nasıl ki
kar ile güneş
sadakat ile aldatış
direnmek ile teslim olmak
hiç uzlaşmadılarsa

Devamını Oku
Doğan Durgun

acemi öpüşlerim
ağcı bir delikanlının
balıksız rüyası

abluka altındaki
bir kentten sesleniyorum sana

Devamını Oku
Doğan Durgun

Tanımsız zamanların, bilinmeyen coğrafyaların bir yerinde tanımıştım seni… böğürtlen toplayan çocukların o yarım sevinci vardı gözlerinde, eksik bıraktıklarını hissettiren bakışlarını gördüm, kör değildim. Bilmediğin yerlerin, gidemediğin yolların, yarım kalmış aşkların o iç burkan acıları taşıyordu gözlerinden.

Yağmurlu bir sağanak gecesiydi ilk buluşmamız, yağmura tutulmuş saçlarımızdan damlayan yağmur damlaları gözlerimize, ordan burnumuza akıyor, dudaklarımızı ıslattıktan sonra çenemizden yere düşüyordu, içimizdeki acıları da siliyordu, kim bilir farkında değildik. O gece en çok İsadora Duncan-Sergey Yesenin’in aşklarından söz ettin. İklimsiz bir aşkın, zamansız savrulmaların insanı nasıl peygamberleştirdiğini anlattı hep.

Sonra, istediğin her zaman görüştük. Bilinmeyen, konuşulmayan, kıyıda köşede kalmış ayrıntılara girdik hep. Farkında olmadan ayrıntılarda aslında bütünün içine aktığımızı fark ettik. Yesenin’le Bolşevik devrimini, Lorca ile İspanya iç savaşını, Memu-Zin’le Cizre’yi, Kürt tarihini, Sudaki Bıçak filmi ile Polonya’yı ve Avrupa Sinemasını konuşurduk. Bir şeyler anlatmanın, yıllardır suskunluğunun verdiği isyanla durmadan konuşmanın yarattığı o haz, sözcüklerinin arasında seni ele veriyordu.

Devamını Oku