Dinle...
Bak, yine esiyor o rüzgâr pencereden,
Yine senin gölgen düşüyor odanın sessizliğine.
Oysa ben çoktan ezberledim yokluğunu;
Sen gittin gideli, sol yanım hep eksik, hep kesik bir cümle.
Etme beni tehdit...
Korkutamaz artık beni ne ayrılık, ne de bu ıssızlık.
Sevdanın ucu dediğin, yüreğimin ortasına öylesine çakılı iki paslı çivi;
Dokunsan kanıyor, sussan içime akıyor.
Sözler lal oldu, diller düğüm...
Zaman sağlık portalı, ömür koca bir hiç.
Var git sen... Zaten gelmezsin artık, biliyorum;
Dilin mühürlü, yollar kapalı, biletimiz kesilmiş bu karanlık şehre.
Gittin ya...
Arkanda dipsiz, koca bir kuyu bıraktın.
Öyle derin ki, sesim bile bana yabancı, sesim bile bana düşman.
Ben kaldım...
Fincanın dibinde kalan zehirli reyhanın acısıyla kavrula kavrula,
O lavanta bahçesindeki eşsiz ama sensiz manzaranın orta yerinde,
Bile bile yandım, bile bile suskunluğa gömüldüm.
Bak ne oldu biliyor musun?
Bir anda ritmi değişti bu yorgun, bu deli kalbimin.
Ne zaman adın sızsa geceye,
Göğüs kafesimi dövdü uykusuzluğun dalgaları.
Rüzgârda özgürce uçuşan o saçlarında rehin kaldı bütün hürriyetim;
Sen rüzgâr olup savruldun âleme,
Ben bu kuyunun dibinde, kendi kadınıma yabancılaştım.
Artık seslenmiyorum sana...
Kimi gidişlerin dönüşü,
Kimi kırıkların onarımı yoktur.
Sen kendi dünyanda kal,
Ben kendi kuyumda...
Nasıl olsa bir gün, bu paslı çiviler sökülür bu kadının yüreğinden;
O gün, işte o gün,
Ne sen kalırsın bu hikâyede,
Ne de benden geriye kalan bu ağır, bu asil hüzün.
Kayıt Tarihi : 30.10.2026 02:53:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!