Gökyüzü gümüşten bir örs, dövüyor karanlığı sessizce,
Zeytin ağaçlarının kanında yürüyen o yeşil rüzgâr.
Toprak, çatlamış dudaklarıyla içiyor geceyi gizlice,
Burada ne bir saat işler, ne telaşlı bir takvim var.
Denizin ağır dili yalarken tuzu kurumuş kayaları,
Köpükler, parçalanmış beyaz bir rüya gibi vuruyor kıyıya.
Taşların içinde uyuyan o kadim, o dilsiz anıları,
Dinle, nasıl da döküyor içindeki uçsuz bucaksız kuyuya.
Uzakta, eyerinde binicisi olmayan kara bir at kişniyor,
Ay ışığı keskin bir hançer gibi saplanırken suya.
Kökler, yerin yedi kat dibinde çamurla sevişiyor,
Bütün orman dalmışken o tekinsiz, efsunlu uykuya.
Her yaprak, açık bir göz gibi izliyor senin gölgeni,
İçi oyulmuş bir çınar, yavaşça "Değişmelisin!" diyor sana.
Karanlık, ağır bir kadife gibi sararken titreyen bedeni,
Bırak kelimeler dökülsün, karışsın bu devasa ummana.
Bir baykuşun sessizliğinde donarken o kanlı, ağır zaman,
Nabzım usulca karışıyor kayaların o sağır, soğuk kalbine.
Yırtılıyor içimde insana dair ne varsa, sökülüyor o duman,
Kök salıyorum gecenin, yosunun ve suyun merhametine.
Kapat gözlerini, insana dair o bitmez gürültü dinsin,
Vahşi bir masumiyet filizleniyor ayaklarının ucunda.
Bırak, doğanın o sağır edici şarkısı kalbine sinsin,
Çünkü en derin hakikat, bir tohumun sessiz avucunda.
Kayıt Tarihi : 4.3.2026 14:26:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!