Aşağıdan yukarıya vurursun adımlarını,
Derme Deresi’nden su, taşa çarpa çarpa akar.
Söğütlerin, kavakların gölgesinden gün ışığı sızmaz alta,
Buz gibi ayazı vurur insanın yüzüne daha ilk adımda…
Dere kenarına kurulmuş tahta sedirler dizili yan yana,
Üstünde eski kilimler, kenarda dumanı tüten çaydanlık.
Birkaç hemşehri oturmuş, bu senenin kirazı’nı konuşur,
Sessizce dinler akan suyu, çayından bir yudum çeker.
Su boyu uzanan fırınlardan tava kokusu yayılır,
Fırıncı kürekle çeker sıcak somunları tezgâha.
Ne o eski kalabalık çardaklar kalmış eskisi gibi,
Ne de suyun başında uzun uzun oturan o eski adamlar…
Karpuzu daldırırlar derenin en derin yerine,
Kabuğu çatlayana kadar bekletirler o soğukta.
Gündüzbey’in dar, taş sokaklarından çocuk sesleri gelir,
Yaprakların hışırtısı karışır suyun gürültüsüne.
Güneş dağın arkasına kayar, serinlik çöker omuzlarına,
Ceketinin önünü ilikler, kalkarsın sedirin başından.
Işıklar tek tek yanar derenin iki yakasında;
Su akar gider karanlığa doğru, sen yola düşersin…
Kayıt Tarihi : 14.09.2026 20:34:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!