Deprem olduğunda saat kaçtı kimse hatırlamıyordu. Zaman, ilk sarsıntıyla birlikte durmuştu zaten. Bir ev vardı az önce; içinde gülüşler, yarım kalmış cümleler, sobanın üstünde unutulmuş bir çay… Sonra bir ses geldi; yerin içinden kopup gelen, duvarları değil kalpleri parçalayan bir ses.
Ve her şey çöktü.
Şimdi hastanenin önü kalabalık ama sessizdi. Kimse yüksek sesle konuşmuyordu. Çünkü burada umut da fısıltıyla yaşardı. Kimse “öldü” kelimesini ağzına almıyordu. Herkes “henüz çıkmadı” diyordu. Henüz… O kelimeye tutunuyorlardı.
Bir kadın vardı, elinde bir mont. Kimin montu olduğunu bilmiyordu belki, ama bırakmıyordu. “Üşür” diyordu, “çıktığında üşür.” Oysa çıkanların çoğu artık üşümüyordu.
Enkazın başında bekleyenler vardı asıl. Hastane önü sadece sonuçtu; asıl acı betonun altında başlamıştı. Orada saatler geçiyordu, dakikalar değil. Bir ses duyulduğunda herkes nefesini tutuyordu. “Ses var!” dendiğinde kalpler yeniden atmaya başlıyordu. Sonra sessizlik… O sessizlik, bağırmaktan daha acıydı.
Bir baba vardı, yüzü tozdan griye dönmüş. Ellerinde kan vardı ama kime ait olduğunu bilmiyordu. Kendi evini kazmıştı elleriyle. Taşı kaldırırken “Dayan” demişti, “geliyorum.” Ama bazı cümleler geç kalırdı. Bazı eller yetişemezdi.
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum.




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta