Deniz Sinan Öz: Hayatı, Biyografisi, Ese ...

2

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

DENİZ SİNAN ÖZ HAYATI

Şairin Hayatı İle İlgili Bir Bilgi Girilmemiş

Eserleri


Müebbet Bir Varoluş Ayini...

"Seni ölesiye sevmek; bütün galaksileri tek bir odanın içine sığdırmak,
Ve o odada, o köhne dünyanın kıyametini rüzgâr gibi seyretmektir..."

Köhne bir zamanın paslı dişlileri arasında dönüyor dünya,
Harfler kirli, cümleler amansız birer pazar tezgahı şimdi.

Oysa biz, bu çürümenin tam ortasında bembeyaz bir sayfa gibi durduk;
Lekesiz, hilesiz ve sadece insan yanımızla kuşanıp geceyi.
Kelimelerin o sahte ihtişamını bir kenara fırlatıp,
Sessizliğin en derin, en hakiki yatağından seslendik birbirimize.

Temiz kalmak sevgilim; bu deliler kışlasında kalbini namus gibi taşımak,
Ve dokunduğun her sokağı senin o berrak şefkatinle yeniden yıkamaktır.

İşte tam bu eşikte, bu dumanlı kırılma noktasında başlıyor hayat;
Gözlerinin o uçsuz bucaksız ummanına ilk defa sığındığım o mucizevi anda.
Seni sevmek, yeryüzünün bütün haritalarını hükümsüz kılan müthiş bir coğrafyadır.
Bir insanın, başka bir ruhu ölesiye, nefesi kesilircesine sahiplenmesi;
Gökyüzünü yerinden oynatacak kadar mağrur ve sarsıcı bir ihtilaldir.

Gülüşün, o en karanlık eylül fırtınalarında sığınılacak tek liman,
Bakışın, bu yabancı kalabalıkların açtığı tüm yaraları tek celsede iyileştiren gizli bir şifadır.

Şimdi kaldır başını ve bak o sisli bulvarların ardındaki sonsuz göğe,
Seni sevmenin o sırılsıklam ihtişamı, yıldızların yörüngesini değiştiriyor bu gece.
Biz bu köhne asrın elinden kopardık o kutsal yeryüzü cennetini;
Menfaat hesaplarının, o küçük yalanların ve ucuz kelimelerin bittiği yerde,
Birbirimizin ruhuna birer mühür gibi basıldık ebediyen.

Ölesiye sevmek diyorum yârim, yani nefesten ve tenden öte bir şey,
Hani o koca bir kentin ışıkları sönerken, senin gözlerinde milyarlarca güneşin birden doğması gibi.
Senin yanındayken zaman amansız bir nehir değil, önümüzde diz çöken uysal bir çocuktur artık.

Biz seninle sahte şenliklerin, o bitmek bilmeyen bayrak yarışlarının uzağına kaçtık.
Herkes dünyalık zaferlerin peşinde bir bir harcarken ömrünü,
Ben senin gönül siperinde ebedi bir nöbete durmayı en büyük rütbe saydım.
Varsın demir kapılar kapansın üstümüze, varsın zaman hırçın bir rüzgâr gibi essin;
Senin o kutsal vatanında bir anlık soluklanmak,
Bütün kazanılmış savaşların, bütün sahte taçların üstünde bir saltanattır bende.

İşte bu yüzden, bu köhne dünya ne kadar kirletirse kirletsin sokaklarını,
Bizim o sığınak kalbimiz hep ilk günkü saflığıyla titseyecek karanlıkta.
Çünkü bu öyle şaşaalı, öyle muazzam bir varoluş ayini ki,

İçinde sen varsın diye hüznü de, o amansız ayrılık korkusunu da şeref bilir gövdem.
Bir daha hiç uyanmamak üzere girilen o en derin uykulardan bile
Senin adın fısıldandığı an dirilir bu yaralı ruh, yeniden kuşanır o büyük kavgayı.
Ölümü bile yârim, o dilsiz ölümü bile sırf senin gözlerinde nihayete erecek diye kutsal saydım.

Şimdi bu dökülen satırlar, o aşınmış çağın duvarlarında ölümsüz bir mühür gibi kalsın.
Bilsinler ki; insanın insanı böylesine fütursuzca, böylesine ölesiye sevmesi,
Bu çorak dünyada Tanrı’nın insanlığa bıraktığı en asil mirastır.
Öyle işte yârim...
Geriye kalan ne varsa feda olsun bu muazzam yangına,
Çünkü göğsümde çarpan bu yürek,
Sadece senin gözlerinde doğup, yine sadece seninle yok olmak için and içti...