Deneme:' Destur Baba' Şiiri - Mustafa Çe ...

Mustafa Çelebi
181

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Deneme:' Destur Baba'

Bir gece vakti idi...
Karanlıktı, sessizdi her yer.
Bir yaşlı amca girdi kahveye..
Belliydi yoksuldu,
üstü başı eskiydi,
garibandi iste..
Boynunu büktü, garsona..
titrek sesi ile ' Çay...! ' dedi...
Garson utanmadan
' Paran varmı? ' diye sordu...
Garibim yutkundu, sustu... nice sonra
:' yok.. Yoksulda para ne gezer 'dedi...
Garsona işaret ettim, parasını vereceğim manasında
Acımıştım...
Bana baktı, ' istemem! ' dedi gür bir ses ile,
' Istemem! ... Ben sadaka istemem'...
Belliydi, gururluydu..Yoksuldu ama gururlu...
O kadar gururluki,
benim gibi gençten bir çay parası bile gururuna dokunuyordu...
' Sende bana bir hediye ver karşılığında ' dedim..
Düşündü, uzaklara daldı..Belkide mazilere, kim bilir...
Yutkunarak' birşeyim yoktur ki evlat' dedi...
'var ' dedim, ' var....Hayır duan var! '...
Gülümsedi hüzünlü bakışlarıyla...
' Olmaz ' dedi ' çünki ben dualarımı satmam! '...
Kalbime ok saplanmış gibi oldum..
Yanına yaklaştım' Üstadım' dedim..' var sende birşeyler! ...
anlat şu yoksula, ne manalar gizli sende..hele anlat'..
' Yoook' dedi, ' Anlatmam..
korkarım anlatırsam huzurum kaçar! '...
Benim işaretime çaylar gelmişti, gülümsedi..
'Inatçısın evlat '..
' Öyleyimdir 'dedim utanarak...
' Eşşek inadi olmasinda...' dedi ve sustu..
Bende sustum...
Nice sonra gözlerimin içine baktı,
hüzün dolu gözleri damlalar ile doluydu...
' Bir nasihat vereyim sana ' dedi..'kabul edermisin? '.
'ederim, buyur ' dedim....
Durdu nice sonra dudaklarından tek bir kelime çıktı...
' Öl ' dedi..
'Öl! '
Dona kalmıştım, anlamamıştım..Niye ölecekmişim?
Öl demekte neydi?
Şaşkınlığımı fark etmiş olacak ki bana:
' Ölmeden hayatın değerini anlayamazsın evlat' dedi...

Düşündüm, hayatın değerini anlamak nasıl birşey idi?
Hz Ali´nin sözü gelmişdi aklıma
' Yaşlanma´dan gençliğin kıymetini bilin! '
Sustum...düşündüm...

Çayı bitmişti..işaret ettim tazele diye garsona...
Gülümseyerek,
' Eşşek hemi' dedi...' evet dedim' gülerek...' Eşşek inadı! '..
Oda güldü...
Sonra yine o eski hüzünlü bakışları ile etrafı süzdü...
Sanki güldüğüne utanır gibi...
Başını salladı...' Benim bildiklerimi bilse idiniz, çok ağlar az gülerdiniz ' dedi...
Biliyordum, bu Resülü ekremin sözü idi..
Sahabelerine söylemişti...' baba' dedim, 'gülmek kötü birşeymiki? ! '...
Baba diye hitab etmem hoşuna gitmiş olacak ki gözlerinin içi parıldadı..
' Yoo ' dedi ' kötü değil'...
Uzaklara bakarak, sanki kendi kendine söylüyordu
- ' Şu dünyanın halini görünce, gülenin aklına ağlarım'...
Yine sustum kaldım..Ne diyebilirdim ki..
Doğru söz,... haklı idi...Dünyanin hali berbat, her yanı kan dökmeye hazır..

aha çaylarda geldi...Mis gibi kokuyor haaa...
' Evet ' dedi...
- Ne evet?
- Çaylar mis gibi kokuyor, ona evet...
Allah Allah, içimden geçenimi okuyor nedir?
Kalb kalbe yakındır derler, herhalde öyle birşey olsa gerek...
Gülümseyerek çayını yudumladı..
' anlat evlat ' diye seslendi sessizce...
- neyi anlatayım baba?
eliylen kalbime işaret ederekt
-' aha burdakini anlat, burdakini..! ...
Düşünüyordum, aklım halen ' Öl ' sözündeydi...
' Ölmeden insan hayati bilemezmi? 'diye sordum..
- Olmaz, dedi, ölmeden bilemez...
- Ölmeden´mi ölmek gerekiyor?
- Evlat, şu ten nedir? Ceset değilmidir? ....
- Evet bir bakımdan öyle...
- Ceset ölü değilmidir?
- Evet ölüdür...? !
- Ne diye hayat elbisesi dururken, ceset elbisesini giyiyorsun ya? Ceset ölü ise, hayat nedir?

Düşünmeye başladım...Ceset ölü, evet..
Ama hayatı nasıl tanımlicakdım?
Hayat ne idi ki?
Bir bakımdan sadece bir takım enerjinin beyinde şekillenmesi,
frekansların beynimizce madde ve anlamlara bürünmesi değilmiydi?
Bir çiçeğin rengi varmıydı? Gördüğüm ne idi?
Güneşin çiçeğe vurduğu kırmızı dalgaları değilmiydi?
Hayat? ....

- Bilmiyorum nedir baba?
- Ah siz gençler, diye söylendi. Herşeyi bilmek istiyorsunuz, ama düşünülmesi gerekilen konulara dalmıyorsunuz.
Hayat ölmektir, cesedi yırtıp atmaktır evlat..Cesedi bırak, ceset topraktır...Sen öze bak..aha şuraya (göğsüne vurarak) ...
- Iyide baba, nasil öleceğim? Yaşarken ölünmezki? !
- Yahu sana canına kıy, git köprüden atla geber demedik ki... Nefsini dizginle..Vur zincirlere, adam olsun eşeksıpası...
Güldüm, kendide güldü..
Yine etrafa bakındı...Sanki çaktırmadan pastanın tadına bakan küçük çocuklar gibi....
Sonra gülümseyerek:' Nefsinle uğraş evlat, nefsinle...' dedi..
Ciddi bir tavır takınarak, bir eli göğsünde, bana ''nefsimi ak-pak gösteremem. Çünkü nefs, Rabbimin merhamet ettiği durumlar hariç, olanca gücüyle kötülüğü emreder. Ama Rabbim çok affedici, çok esirgeyicidir.(Yusuf Suresi 53) ' ayetini okudu...
Ne güzel bir ayet idi..Niye bunu önceden fark etmemişdim? Oysa hep okuyordum...
Benim gözlerimin içine bakarak' Fark edemezsin tabiki, hayat diye bağlandığınız ceset sizi perdeledikçe perdeledi de ondan..Gördüğünle eğlen dur, içindeki sıpayı ha bir sevindirip dur...Oda karşılığında sana perde sunsun..Seninde işine geldi ya, hemen cumburlop sarıldın perdeye...'...
Utanarak yüzümü yere eğdim, doğru söylüyordu..Ne diyebilirdim ki..
Hiç bir zaman doğru müslüman olmadik ki, aklımız fikrimiz eğlencede, egomuzu yüceltmekde idi..
Ego´yu şişirdikçe şişirdik, besledikçe besledik...
Çok utanıyordum..Sanki kalb evime bir kıvılcım düşmüştü...Yanıyordum..Sızlıyordu...
Gözlerim dolmuştu..eski bir mendil çıkardı ' ağlama yahu, ağla diye anlatmadık...'..diye gözlerimin yaşını sildi...
' Medet' dedim yüksek sesle ve elini öpmeye kalkıştım...
' haşa.., el öptürtmem, niye öpeceksin? Öpünce ne kazanacaksın? Saygı göstermek istiyorsan, evvela kendine saygılı ol, kendisine saygısı olanın çevresinede saygısı olur' diye azarladı....
Yine utandım...Sustu..bende sustum...
Nice sonra bana ' Hep utanacakmısın sen böyle ' dedi...
- baba, napayım utandırıyorsun beni....
- Utanman için anlatmıyorum sana ....gerçi haya edepdir, edep güzel ahlaktır, güzel ahlak Kurandandır, kuran HAKKtandır....

Çayı bitmişdi..Yine tam işaret edecektimki:' Yok..Hamd olsun ki yedik içtik sefa bulduk' diyerek bardağının üstüne çay kaşığını koydu......
' Kurbanın olayım ' dedim ' Bana anlat, nerde kalırsın, kimsin sen, ismin şanın nedir, nasil bulurum seni? '...
Gülümsedi, başımı okşadı..
Yaşlıydı, eski elbisesi vardi..
Hic fark etmemiştim, o elbisenin içinde nede heybetli duruyordu..
Bir güzellik yansıyordu ondan, hiç görmediğim bir güzellik..
Tevazu ile heybet karışımı birşey...
- Adım Destur, dedi. Destur baba derler...Hanımla şu ötede ki eve taşındık...Kendi başımıza yaşıyoruz...
Kalem kağıdın varsa yaz, veriyorum...

Adresi aldıktan sonra, kendisini evine kadar götürmek istedim...' yok gerekmez, hemen şurası zaten' dedi..
Hep o ders vermicekti ya, birde ben laf etmem gerekirdi 'Peygamberimizde öyle yapmış, sünnet' dedim...
Hay demez olaydım, fırçayı hemen yedik...
Kaşlarını çatarak ' Her işinde Resüle uydunda bir beni eve götürmen kaldıydı' diye bağırmazmı...
Herkes bize baktı vesselam...Senmisin ders vermeye kalkışan....kıpkırmızı kesildim...

- Önce resülden bahset, sonrada Destur baban kızınca nefsini düşün...
- Destur baba kötülüğüne demedim ki....şey için...şey..
- Ne için...tövbe tövbe...Tamam kızdığıma bakma...Zamanın olunca gel dedik...Bekleriz seni..
- Söz! Vallahide billahide gelecem baba...
Kapıyı açtım, dışarı çıktı..Çocuklar gibi el sallayarak vedalaştık..
Içimde bir huzur ve sükunet vardı...Sevinçli idim...
Çok güzel bir gece geçirmiştim...
Çayıma geri dönünce, aaa birde ne göreyim..5 € para var çayın yanında...
Garsona sordum ' Kardeş, bu parayı kim bıraktı buraya? '
'Yaşlı Amca ' dedi...
Gülümsedim...
Kim bilir param yok derken neyi kast etmişdir...
Zaten akıl karıda değildi..Parası olmayan adam ne diye kahveye gelip çay istesin ki...
Söz vermiştim...Ziyaretine gideceğim...Öğrenilcek çok şey var Destur Babadan....

Mustafa Çelebi
Kayıt Tarihi : 11.7.2009 06:45:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!

Mustafa Çelebi