Doğa biz insanlar olmadan yaşamını devam ettirebiliyor. Biz insanlar ise; doğa olmadan yaşamımızı sürdüremeyiz. Doğa bize muhtaç değil biz doğanın tüm mucizelerine muhtacız. Yaklaşık 2 seneye yakın bir zamandır Pandemi sürecindeyiz. Biz doğadan uzaklaşıp evlerimize kapandıkça. Doğa yıllardır bizim ona yaptığımız zulümü kusmak için kendine zaman buldu. Deniz salya akıttı. Ağaçların meyveleri yandı. Mevsimlerin , ayların zamanı değişti. İşte tam da bu süre içerisinde biz Corona salgınıyla baş etmeye çalıştık. Çok eve ateş düştü, bir çok insan sorunlarının üstüne birçok sorun eklenerek hayatına devam etti. İşsiz kalındı , canıyla sınandı , sevdikleriyle sınandı. Aslında şu süreçte o kadar çok şey oldu ki. Soframızda arta kalan ekmeğin değerini anladık. Ekmeğimizi kendimiz yaptık. Bir arada olabilmenin bambaşka birşey olduğunu gördük. Öğrenmemiz gereken daha birçok şeyin olduğunu ve daha birçok şey ile karşılaşabileceğimiz i biliyoruz fakat; hazırlıklı mıyız derseniz , yine hazırlıklı değiliz. Geçenlerde TV izliyorum ve Ülkemizin her alanda başarısına dikkat çekmek isteyen ve bunun için adım atan birilerinin var olduğunu gördüm bu durum beni sevindirdi. Çünkü ; milletimiz ve değerlerimiz bunu hak ediyor. Yine eski bir Türk filmi izlerken bir anda arkadaşımla olan sohbette söz ettim filmlerde kendimizden birilerini aradığımızı. Baş rolun çok güzel yada yakışıklı olmaması , diğer oyuncuların içimizden birinden çıkabilecek yeteneğe doğuştan sahip olması ve filmlerde yansıtılanların içerisinde yaşadığı ülkenin orta düzey bir ailenin gerçekten birebir bizim yaşadıklarımızı yaşadığını görebilmek. İzleyici hayalden çok gerçekleri görmek istiyor. Özümüze dönebilmemiz ve gücümüzü toplamamız gerekli ve bunu ben diyerek yürüyenlerden çok biz diyerek başı çekebilecek almadan , çarpmadan , çırpmadan vatan sevdalısı insanlarla başarabileceğiz. Sadece ben kazanayım değil. Ben kazanayım ama kazanırken , başkalarının kazanmasınada izin vereyim demeliyiz. Gidenler , giderken bir tek beyaz kefen götürüyorlar yanında. Üstüne toprak atılıyor. Altına kuru bir tahta konuluyor belki hepsi bu. Gidenler geri dönmüyorlar. Bir insan belki birşey değiştiremez ama en azından yol gösterebilir. Öncülük edebilmek bilek gücünden önce yürek ve vicdan ister. İnanmak istiyorum , ders aldığımıza , ders aldığıma. İnanmaktan geçiyor ilk önce yolun aydınlık olması. Sonra içindeki güzel enerjileri gökyüzüne savurmak. Kolay olmayacak elbet kurulu düzen üstüne düzen kurmak ama alıştırmak gerekiyor çocuklara Ar Namus gelenek görenek ve örf adetleri. Memleketini tanımalı, başarılara öncülük etmeli. Ay yıldızı yüreğinde taşımalı. İnanmalı milletine, ama asla at gözlüğünü takmamalı. İyi ve kötü kavramlarını bilmeli , kendini savunmayı ve bir birey olmanın ne demek olduğunu , özgürlüğün bir alana sahip olmadığını görmeli.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta