Demokrasi bizim gibi ülkelerde, bir sürecin gelişmesi içinde olgunlaşışla bir öznel kemali yet değildir. Bizim gibi aileden inançlarından ve siyasi yönetimlerinden gelen itaati kültür zaten demokrasiyi kullanamazdı. Demokrasiye kavuşmakla insanımız adeta ne yapacağını bilemez oluşla, baş başaydı!
Bu nedenle insanlarımız saltanat ve hilafetle bir iyi uyumlaşmıştı. Kendisini zahmete sokmuyordu, birileri kendisi adına düşünüyor ve kendisi için en iyi olduğunu sandığı kararları alıyorlardı. Bunun murakabesini de Yüce Tanrı’ya havale etmiştiler.
Yöneticilerin değil kendileri için uykularının kaçmaması, eğer; “Fırat’ta kaybolan kuzudan sorumluluk duymazlarsa” öte dünyada hesabını çatır çatır yanmakla verecektiler! Bütün öğreti ve dinamik buydu.
İşte bizim gibi ülkelerde bu kabil anlayışın yerini, demokrasinin siyasete katılma yönünü; yukarıdaki “ulul emre itaat” diye özetleyeceğimiz ilkenin; kişilerini siyasete katılmaktan pasif ize eden anlayışın değişilmesi gerekiyordu. Ulul emir gibi ilkenin kendisi, zaman ve zeminin ortaya koyduğu bir anlayışça düzenlenir olacakla, o günlerin bir ikamesiydi. Şimdi de kendisi zaman ve zeminin bir düzenlet imi olmanın değişilmesine uğrayacaktı.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




demokrasi güzel sevda ama erişmekte, korumakta çok zor. nazlı bir çiçek gibi o kadar çok düşmanı varki.
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta