Korkum, korkmaktan...
Korkulur olmaktan.
Ayrılıktan, ayrı kalmaktan.
Korkum savaştan, savaşmaktan.
Pier Loti’den Eyüp Sultan’a inen,
köşe başı kadar karmaşık,
bir o kadarda kıpır kıpır içim.
Kavak ağaçlarındaki mahyalar gibi ışıl ışıl,
Bir gökdelenin dibinde bırakılmış yeşillik kadar solgun
üstümden geçen yayalar kadar ilgisizim hayata.
Kentsel dönüşümle silinen çocuk sesleri kadar ağlak,
bir müteahhitin çizdiği planlar kadar ruhsuzum.
Bir seçim sabahı kadar gerginim,
sandık başında unutulan umutlar kadar eksik.
Köyden göçmüş bir Annenin feryadıyım,
şehirde kaybolmuş bir kimlik kadar belirsiz.
Yokluğuna Sitemlerimi,
içimde yaktığın ateşin
kızıl kıvılcımlarıyla yazdım.
Bedenimi saran yangının külleri
henüz dağılmadı daha.
Rüzgarların yetersiz kaldı
Gün doğuyor, ama içim hâlâ karanlık.
Aynı gökyüzü altında bin parçayım.
Zamanın elleri dokunamaz artık bana…
Ne dünden eser var, ne yarına dair bir anı.
Gülleri yakıyorlar bir heves için
Yanmak için açmamıştı güller
Külünde gül hatırası yok, yalnızca geç kalmışlık
Bir baharın utangaç soluğu eksik toprağımızdan.
Bana getirdiklerin dalgalar gibi
köpük köpük, kimi zaman.
Kimi Zaman yosun dolu,
dikensi bazen deniz kestaneli.
Sabık, dört duvar arasında bir kurban daha.
Gözleri açık, sonuna kadar.
Soğuk bir tebessüm...
belli ki yakından görmüş Azrail'ini
Ah o Gözlerin....
Kurşuni Gün Batımlarında
ufuklarda çıkar karşıma.
Bir güneşe sıkar,




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!