Baba mülkü değil, gönül tahtıdır,
Yiğidin alnında kara bahtıdır.
Gurbet dedikleri dert payitahtıdır,
Sırrımı meydana sereyim dayı.
Dünya denen değirmen öğüttü beni,
Yalan rüzgârları soğuttu beni.
Zalimler bir parça uyuttu beni,
Uyanıp şafağa bakayım dayı.
Gönül kalesinde gedikler açıldı,
Eski dostlar birer birer seçildi.
Ömür kadehimden acı içildi,
Kadehi taşa mı vurayım dayı?
Nazar Ocağı'ndan uzakta kaldım,
Bilmedim kimsesiz, bir gariptim, daldım.
Kendi gölgemden de intikam aldım,
Hıncımı yerlere çalayım dayı.
Gülşen-i âlemde dikenle dolduk,
Tomurcuk açmadan sararıp solduk.
Hangi nefesle biz bu hale geldik?
Kökümü topraktan sökeyim dayı.
Zehirle mayalı ekmek mi olur?
İnsanı öldüren hep tek mi olur?
Merdin karşısında namert pek mi olur?
Zalimin bendini yıkayım dayı.
Ecdat yadigarı bu şanlı ocak,
Açmaz mı bize de yeniden kucak?
Yollarım kapalı, her yanım bıçak,
Şu kanlı düğümü çözeyim dayı.
Zemheri ayında güneş aradım,
Kırıldı kanadım, koptu feryadım.
Zay oldu bu ilde şanım ve adım,
Defteri külliyen yakayım dayı.
Sıla bir rüyadır, hayalden öte,
Düştük bu devirde bin bir lanete.
Boyun eğmedim ben hiçbir minnete,
Vakarı göğsüme takayım dayı.
Şah İbrahim piri, mürşidi andım,
Kalemsiz Şair’im, kendime yandım.
Nefsimin elinde beyhude sandım,
Özüme bir kurşun sıkayım dayı.
Kayıt Tarihi : 13.2.2026 21:17:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!