CUMARTESİ ŞİİRLERİ

CUMARTESİ ŞİİRLERİ

Mehmet Akif Ardıç

Birgün yeniden çizsen beni, nasıl çizerdin? Yitik bir kentin hangi bilinmeyen mahzenlerine kendini hapsetmiş bu Kays'ı nasıl çizerdin? Yüreğinin gökkuşağına boyayarak mı ve hangi renklerinle beni...

Birgün beni yeniden çizsen nasıl çizerdin; bilirim, bir mimar gibi incecik ve duyarlıdır ellerin. Bilirim, bir ressam gibi bana Şems'in tâcını giydirirsin ve seyredersin defalarca yarattığın şâheserini. Bilirim, ışıklı yüreğinle kalbimin röntgenini çektiğin, tüm silik ve dağınık beyazlar da maviler de yeşiller de çoğu kez tanıdıktır sana... Yüreğimdeki her saklı natürmort, senin de geçmişinin izlerini taşır. Kayıp hatıralarımdaki her dekor, çünkü senden de bir parça taşır. Çünkü yüreğin, çünkü yüreğin, düştükçe ve kapaklandıkça ben toprağa, kaldırır beni yerden göğsün; yüceltir, hep arşa taşır...

Beni yeniden çizsen... Beni o ışıklı bakışlarınla çizsen nakış nakış, beni rüzgârda çizsen, beni yağmurda, beni çamurda, beni bembeyaz bir karda çizsen, beni şeb-i ârus'ta, beni Yok'ta ve Var'da, beni kışta ve baharda, bir diriltici Mesih kokulu nefesinle, bende Yusuf'u hapseden Züleyhâ nefsinle, beni içinde emânet gibi saklayan göğüs kafesinle, beni Öte'lerden çağıran o hep şarkılı sesinle, beni Şems'in aşk vadilerinde hep seni bekleyen, kumaşı Mevlânâ ve Şems'in âşinâlığı elbisesinde, beni Târık'ın tüm gemilerini yaktırdığı tablosunda, beni Itri'nin dembedem 'Yan da gör! ! ! ' bestesinde, beni Hâfız'ın 'Dil serâ-perde-i mahabbet-i ost / Dîde âyînedâr-ı talat-i ost' * gazelinde, beni İsmail'i Yaradan'ına kurbân edecek gibi yatırıp dizlerinde yeniden çizsen! ! !

Ellerin ki merhametten örülmüştür... Her fırça darben, en ince hislerle örülüdür... Nereye koymuşsam, bulur çıkarır yüreğimi, neye değse tensiz sevdân, yur, yıkar yüreğimi... Nârın aşk pınârına kandırırsa da, gözyaşın yakıp yıkar yüreğimi... Her tek bir hecen, nasıl toparlarsa; tek bir anlık sükûtun, kırıp döker yüreğimi... Hilal kaşın, ok atmaya hazır avcı, ama; ceylan gözlerin, asıl kesip biçer yüreğimi... Tadı bazen acı olsa da; yüreğin kadeh kadeh içer yüreğimi... Saçların, beni asmak için zülfünde bir kement kurar. Dudaklarınsa öper canlandırır tekrar yüreğimi... Canlandır ne olursun tekrar yüreğimi! ! ! Canlandır ne olursun tekrar yüreğimi...
..

Devamını Oku
Mehmet Tevfik Temiztürk

Cumartesi pazar mı, bizde program konulmaz,
Yanlış anlayış vardır, kalite de korunmaz…

Düşürülür iyice, ta ayaklar altına,
Bu apaçık hakaret insan anlayışına…

Herkes evlerindeyse, kalite düşürülmez,
..

Devamını Oku
Mehmet Tevfik Temiztürk

Açmışım izliyorum içinde tek bir şey yok,
Anladım cumartesi kâr edeceksiniz çok…

Sanki bir film konulsa, iflas mı edecekler?
Seyirci unutulmuş hiç düşünmeyecekler…

En ucuz filmleriniz daima en adiler,
..

Devamını Oku
Mehmet Tevfik Temiztürk

Şahsımı bıktırdılar, bol bol reklamlarıyla,
Düşünmediler bizi tanıtımlarıyla…

Demediler kimler var, kim bakar ekranına?
Şu günahkâr izler mi, oturmuş tek başına?

Her cumartesi, pazarım, sıkıntıyla geçmiştir,
..

Devamını Oku
Mehmet Akif Tiryaki

Ne olmuş cumartesi ise?
Hastanelerde yattınız mı günlerce,
Ziyaretçi saatlerini beklediniz mi
Belki gelecekti sevdiğiniz
İple çektiniz zamanı
Koridorda gidip geldiniz saatlerce
Gelenlere al kulağım senin olsun dediğiniz,
..

Devamını Oku
İlhami Erdoğan

17 Mayıs 2008 Cumartesi
Saat: 12.00-19.00

SultanAhmet'te Türkistan Aş Evinde
Sanatçımız Fatih Kaya Kuzucu müzik albümünü
ve şairlerimiz
Makberî/Ahmet Akkoyun
..

Devamını Oku
Bekir Uğurlu

Aylardan eylül, günlerden cumartesi.
Zaman,
o büyük kazanın olduğu an.

Çarpışmıştı büyük bir şiddetle gözlerimiz.
Bir beden yaralı
Diğeri yaralıdan habersiz.
..

Devamını Oku
Mehmet Akif Tiryaki

Şiir gecesi
Enis Abi ile
radyo gecesi
dost gecesi
bir hayat bilmecesi
sonunda
üç beş şiir ve
..

Devamını Oku
Okan Savcı

Ne kadar çabuk yumarsam gözlerimi gönül çukurunda
İşte o kadar yakınız İstanbul sabahına
Ceketimin üstüne astığın hırkan Eylülü beklesin.
Cumartesi kahvesi Üsküdar'da...

Uyuyalım...

..

Devamını Oku
Abdulkadir Öğdüm

bugün bir gül çocuğun kalbinden
bir babanın toprağına selam gitti
gördün mü

ellerimiz... ne kadar da boş Hayy
yalnızca akşamlar değil güneşsiz
gördün mü
..

Devamını Oku
Hülya Topçuoğlu

O yıl liseyi iyi bir derece ile bitirmiş, muhafazakarlığı ile tanınan sevgili babamdan bir mucize eseri tatile yalnızca arkadaşlarımla gidebilme iznini koparmıştım..Bir yandan çok seviniyor bir yandan da her an vazgeçebilir endişesini taşıyordum..Neyse ki korktuğum olmadı, ancak bir şartla izin vereceğini söylediğinde ben gözlerimi fal taşı gibi açmış ona bakıyordum…Bir şartım var dedi önüne bakarak..'Gideceksiniz ama arkadaşım Hayri’nin otelinde kalacaksınız..Aksi halde imkansız'…Yine ne yapmış ne etmiş kendi yanımda olmasa bile, arkadaşını yanıma postalamıştı. Hayır demem imkansızdı..Boynumu bükerek “peki baba” dedim.. Dört kız arkadaş yolarda güle oynaya otele vasıl olduk..Henüz on yedi yaşında olmanın coşkusuyla deliler gibi eğleniyor, her an sanki komik bir şey oluyormuş gibi abuk sabuk gülüyor, neye güldüğümüzü biz de bilmiyorduk…Günler böylece akıp giderken bir akşam, her zaman yemeğimizi yediğimiz restorandaki baş garson çekinerek yanımıza yaklaştı…'Hülya hanım' dedi önüne bakarak..Bir beni yakın bulmuştu nedense kendine..'Şu ilerde ki masada oturan çift İngilizce bir şeyler söylüyorlar ve bizim de tek lisan bilen arkadaşımız izinli…Sizden ne istedikleri konusunda bana yardım etmenizi istesem acaba ayıp mı etmiş olurum'…Oldum olası birinin benden yardım istemesi hep hoşuma gitmiştir. Bir de dört kızın içinden bu göreve benim layık görülmem beni ziyadesiyle memnun etmiş olacak ki, Piyangodan en büyük ikramiyeyi kazanan biri gibi sevinçle; 'tabii neden olmasın..Memnuniyetle' diyerek bir kahraman edası ile yerimden kalkmıştım…Az sonra aslen Alman olan çiftin yanındaydım..Yemeklerini söylemelerine yardım edip, bölgede gezilecek yerler hakkında kısa bilgiler verdikten sonra yanlarından ayrılmak istedim..Beni çok sevmişlerdi ya da ben öyle zannetmiştim..O gece ve diğer tüm geceler yemeklerini yerken hep yanlarındaydım…Nedense arkadaşlarımı değil de sadece beni istiyorlardı..Bu beni hem çok gururlandırıyor hem de akşam yemeklerinde arkadaşlarımın bensiz yemek yemelerine üzülmeme neden oluyordu…

Birkaç gün böyle akıp gitti…O Cumartesi gecesi ertesi gün otelden ayrılıp, Almanya’ya döneceklerini söylediklerinde hem üzülmüş, hem de akşam yemeklerini arkadaşlarımla yiyebileceğim için sevinmiştim..Her şeye rağmen birkaç gün de olsa bu insanlarla bir çok şeyi paylaşmış olmanın hem sevinci, hem de gidecekleri için burukluğu vardı içimde..Gidecekler ve ben onları belki de hiç göremeyecektim..O zaman öyle bir şey yapmalıydım ki, birlikte paylaştığımız eğlenceli dakikaları onlara anımsatmalıydı..Evet onlara bir hediye almalıydım…Ertesi sabah erkenden Marmaris’in çarşısına gittim…Girmediğim çıkmadığım dükkan kalmadı..Sonunda onların beğeneceğini tahmin ettiğim bir hediye alarak, çok şık bir paket yaptırmış otele dönmüştüm..Pazar gecesi çok geç saatte yola çıkacaklarını bildiğimden, hediyeyi akşam yemeğinde vermeyi planlıyordum..O birlikte yiyeceğimiz son yemekti.. Heyecanlıydım..Hediyeyi verirken neler söyleyeceğimi saatlerce prova etmiş, sözleri birbirine karıştırmamak için kağıda yazıp ezberlemiştim..Nihayet beklenen an gelmişti…Yemekler yenmiş kahveler henüz söylenmişti ki, ben çantamda sakladığım paketi çıkararak, heyecandan titreyen sesim ve ellerimle paketi onlara doğru uzatmıştım…Teşekkür edip, almalarını beklerken, paket elimde öylece kalakalmıştı.. Onlara beni ve Türkiye’yi unutmamaları adına aldığım hediye, sanki benden kötü bir söz duymuş gibi onların kaşlarının çatılmasına neden olmuştu…Paketi daha fazla elimde tutamayarak masanın üzerine bıraktım..Kafa kafaya vermişler Almanca yüksek sesle bir şeyler konuşuyorlardı. O an oradan kaçmak kurtulmak istiyor ama bunu yapacak gücü kendimde bulamıyordum..Bir hediye vermek uğruna düştüğüm bu berbat durumdan biran önce kurtulmak için o an neler vermezdim…Derken Bay Urs konuşmaya başladı…'Bakın…davranışınız çok nazik ve bizim beklemediğimiz bir şeydi..Fakat bu hediyeyi kabul etmemiz mümkün değil…' Benim ağlamak üzere olduğumu görünce, yine kafa kafaya verip bir şeyler konuşup bu sefer bayan Anna, 'görüyorum ki sizi üzdük…bu hediyeyi bir şartla kabul edebiliriz..Bizim de size bir şey vermemiz lazım…mesela bir fotoğraf diyerek ayağa fırladı benim cevap vermemi bile beklemeden o içinde bulunduğum berbat anı ebedileştirdi…Duyduklarımdan dehşete düşmüş bir halde orada öylece kalakalmıştım.. Demek ki bu insanların bir şey kabul edebilmeleri için onların da bir şey vermeleri gerekiyordu…Veda edip masalarından ayrılırken, içimden “Vermeden alınmaz, yasaktır” diyerek arkadaşlarımın masasına gülerek ilerlerken, Türk olduğum ve sahip olduğum yüce duygular adına bir kez daha Allahıma şükretmiştim....
..

Devamını Oku
Yusuf Tuna

Benim çocukluğumda eski düğünler bir başka olurdu.Köy yerinde düğün var dendi mi? Millet sel gibi akın akın düğünde heleşenlik görmeye koşardı.Dedikoducu karılar laf ebeliği yapmak için dokuz obayı gezer,obadan obaya ulak gibi söz taşırlardı.Mahalledeki kadınlar ile avrat takımı fıstanı giyer,ayağında şal donu ile başında dastar süslenir püslenir sanki görücüye çıkan kızlar gibi düğün yerine varıp otururdu.Gelinlik çağına gelen genç kızlar ile bıllaları da gözlerine sürme çeker,ellerine kına yakıp iki saat ayna karşısında yanaklarına al süreceğiz diye uğraşırken,anaları oradan bağırır; ’’Hadi gız çabuk olun geç kalacağız ‘’demesine kulak asmadan hala süsleneceğiz diye ölür geçerlerdi.Bazısı da anasına kızar; ’’Tamam ana be! Geliyoz işde.Ne çengireyip duryon? ’’diye analarını burunlarlardı.Genellikle ana kız arasında bu geri söylemeler yüzünden hır gür çıkar kavga olurdu.
Yeni yetme deli oğlanların da bıllalarından geri kalan tarafı olmazdı.Onların saçlarını ıslayıp buzağı yalamış gibi yapmaları,dikleşen saçlarını eliyle bastırıp iki saat uğraşmaları insanı çileden çıkarırdı.Onların bu hallerini geriden izlesen güle güle ölür geçerdin.
Orta yaş gurubu erkeklerin süslenip püslenmeleri ise daha başka olurdu.Başlarına bir Beşkazanın yedi köşeli şapkası,ayaklarında çakşır,bellerinde bir şal kuşak,içine Osman Usta kaması sokulur ayaklarında körüklü Söke çizmesi gacırt gacırt yürürken hallerini bir göreceksin gülerken çatlarsın valla.İhtiyar gartalozları hiç sormayın zaten.Onların havası daha başkadır.Başlarında yine Beşkaza şapkası,sırtlarında dolma tüfekleri,bıyıklarının uçlarını çam akmasıyla sivriltip yukarı doğru koç boynuzu gibi burarken, süründükleri kara kedi misi elli metre ilerden siğgin teke gibi kokardı.
Tabi ki bu düğünlerde yapılan süslenme boşuna değildi.Herkes kendini göstermek için çaba sarfeder,evlenecek kız ile oğlanlar düğünde birbirlerini görüp beğenirlerdi.Oğlan anaları da bu düğünlerde oğluna kız beğenir daha sonra istemeye gidilirdi.Eğer söz kesilirse ardından nişan ile düğün yapılır, gençler evlendirilirdi.Kız verilmezse bazen kızı oğlan kaçırır sonra düğün yapardı.Pusat alınır,düğün hazırlıklarına pazartesi başlanır,davullu-zurnalı-delbekli bir hafta düğün olurdu.Cumadan yük verme,cumartesi kız tarafında kına gecesi,erkek tarafında Arap Hasan oyunu oynanır,güreşler yapılırdı.Pazar gelin alma,pazartesi de gezeleme yapılırdı.
Şimdiki düğünler düğün mü? Bir akşam balo yapıp,orkestra eşliğinde dans ederek yapılan düğünün tadı tuzu olmuyor.Eski düğünler balo gibi bir akşam değil bir hafta sürerdi.Gençler atı eşeği çektiği gibi dağa odun etmeye giderlerdi.Kadınlar yufka açar,saç böreği,hamurlu ekmek yapar,yapılan yufkalardan makarna kıyarlardı.Koca karılar ekmek pişireceğiz diye ocakla saç başında ellerinde döndereç domates gibi kızarırlar,yaprak misali gevrerlerdi.Genç kadınlar sabaha kadar donma dökeceğiz,yaprak saracağız diye ölür geçerlerdi.Bir yandan gelenlere sinilerle yemek verilirken,bir yandan da bulaşıklar yıkanır,düğün telaşından bir o yana bir bu yana koşturmaktan insanların tabanı şişerdi.Davul zurna eşliğinde gelen misafirlerin okuları alınır buyur edilip bir yere oturtulup yemek verilirdi.Hele köy ağası gelince göreceksin şamatayı.Ta karşıda iken silahlar atılır.Düğün sahiplerince ağa karşılanır.Baş köşeye oturtulup izzet ikramda bulunulur,gönlü hoş edilmeye çalışılırdı.Davul zurna ve silah sesleri birbirine karışır,davulcular ağadan bahşiş alacağız diye artık çalgı çalarak hünerlerini gösterirdi.
Akşam olunca şenlik şölen başlar,sipsili sazlı oyun havaları,öbür tarafta davul zurna eşliğinde aheste aheste Muğla Zeybeği yada Fethiye Teke zortlatması oyunu oynanırken,koskoca heriflerin oyunlarını seyretmeye doyamazsın vallahi.Meydana kocaman bir ateş yakılır.Burada yapılan güreşler ile oynanan Arap Hasan oyununu seyretmeye cümle alem gelirdi.Bir erkeğin beline yastık bağlayıp takma sakal takılarak bir elbise giydirilir,elinde kül torbası ile konukların üzerine kül seperdi.Bir erkeğe kadın fistanı giydirilip kadın yapılır.Bir kişinin de yüzü yağlı kara ile boyanarak damat yapılır.Arap Hasan bu kızı kaçırmak için uğraşırken, iki kişiden çul örtülerek yapılan deve onlara saldırır,dede de Arap Hasanın gözüne kül atarak kızının kaçırılmasını önlemeye çalışırdı.Sonuçta kızı Arap Hasan kaçırır ve evlenirler.Bu şekilde Arap Hasan oyunları oynanırdı.Bizler de onlara bakacağız diye ağaçlara çıkar tavuklar gibi tüneşirdik.
Kına gecesi; kız evinde yapılır,delbekler eşliğinde söylenen kına türküleri ile oynanır sonra geline kına yakılırdı.Biz de bazen geline bakacağız diye kadınların arasına karışır,koca karılardan değnek yememek için anamızın eteğine dolanır,gizlice ordan sıvışıp kaçarken bazen çukur düşer sopayı yerdik.Bazen bizi kovalayan karılara kızar taş alama ordan kovalardık.
..

Devamını Oku
Seyfi Karaca

Sisli uzaklarin pusunda daglari saklayip örten
Cumartesi bugün bulanik beldelerde sessizligin koynunu kucaklayan üzgüye
Unutulmus bir izin yalinayak
Yalcin yamac yorulmak nedir bilmeyen yalnizligini kimsesizligin eristigi uca ileten
Bagri yanik kibritler gibi kora köz atesleyenin narina
Mechul adimlar araligini aralayan döküntülerde gazel cigligi sonbahara harman olup
Fisiltilar ersliginden artik tütmeyen igde kokularina öpüp koklamayi dileyen hayali
..

Devamını Oku
Ahmet Sargın

24 Kasım Cumartesi (Öğretmenler Günü) Boğazlıyan İlçemizde “Yağmur Altında! ” konulu bir şiir dinletisi vardı. Programın organizesini dernek üyemiz şair Dilek Hokkaömeroğlu yapıyordu. Hem ona yardımcı olmak hem de şiir dinletisinde buluşmak arzusuyla cumartesi günü Boğazlıyan’a geçtik. “Yağmur Altında” şiir dinletisi Boğazlıyan Öğretmen Evi’nde yapılacaktı.
Topluma saatinden önce ulaşıp konukları karşılamak umuduyla salona geçtik. Şair-ozan dostlarımız birer ikişer salona girip tatlı bir muhabbete başladı. Sorgun’dan Ozanlar Derneği adına katılan Aşık Derdiyar ile Öz Ozanın atışmaları ilgiyle takip edildi. Program öncesi tatlı bir muhabbet yaşandı. Yozgat ekibi olarak önce biz ulaşmıştık salona, daha sonra Sorgun ekibi geldi. Ardından da Kayseri ekibi salona giriş yaptılar.
Şiir şölenlerinin en güzel yönlerinden birisi kaynaşma ve dostluklara kapı aralaması, ikincisi de ilin ya da ilçenin tanıtımına katkı sağlamış olmasıdır. Dilek Hokkaömeroğlu Boğazlıyan’da bir ilki gerçekleştiriyordu. Her zaman için ilklerin tatlı bir heyecanı oluyor. O tatlı heyecanı sayın Hokkaömeroğlu ile birlikte yaşamaya çalıştık.
“Yağmur Altında! ” şiir dinletisine az sayıda (ama seçkin) bir şair grubu davet edilmişti. Sorgun Şairler-Ozanlar Derneği Başkanı eğitimci-şair-yazar Durali Doğan hoca ekibiyle birlikte oradaydı. Kayseri Şairler Yazarlar Derneği Başkanı Süleyman Karacabey ekibiyle oradaydı. Sarıkaya Şairler Yazarlar Derneği Başkanı Kelami Akdemir oradaydı. Yozgat Şairler ve Yazarlar Derneği yönetimi olarak biz oradaydık.Sorgun Ozanlar Derneği adıına Aşık Derdiyar aramızdaydı. Elbette üyemiz, arkadaşımız, Dilek Hokkaömeroğlu’nu yalnız bırakamazdık.
Dilek hanım hummalı bir çalışma yapmış, tüm hazırlıkları tamamlamış, Ona büyük bir özveri ile yardımcı olan, anasınıfı öğretmeni Zübeyde Hokkaömeroğlu ve çiçekçi kardeşimiz Songül Dündar’a katkılarından dolayı teşekkür ediyoruz. Emekli öğretmen Abdullah Derin’e, sürücü kursu sahibi Yusuf Kurucu’ya ve Okan Yaşar’a teşekkür ediyoruz, emeklerine sağlık.
24 Kasım Öğretmenler Günü’ne denk gelen Boğazlıyan Şiir Dinletisi Öğretmen Evinde gerçekleştirileceği için tanışma faslından sonra salona geçtik. Gerçekten de Dilek Hanım çok çalışmış; en ince detayları bile düşünmüş, organizeyi eksiksiz olarak başlattı. Şiir muhabbetine hazır halde geçtik salona. İzleyiciler arasında CHP İlçe Başkanı Mustafa Karaman, Başkan Yardımcısı Ahmet Peker, Ticaret Sanayi Odası Başkanı İsmet Alparslan, Öğretmenevi Müdürü Fatih Alparslan, yardımcısı Mustafa Balım ve eğitim camiasından bir çok dostumuz oradaydı. Şiire duyarlı, seçkin bir izleyici grubu salonu doldurmuştu.
Şiir şölenine yaklaşık 30 kadar şair arkadaşımız davet edilmiş, bunların çoğu salondaki yerini almıştı. Program, eğitimci arkadaşlarımızın müzik korosuyla başladı. Şiirlerle devam etti,Soy- Ser adına katılan Aşık Derdiyar ve Öz Ozanın atışmasıyla sürdü. İstanbul’dan katılan Karaca Kızın söylediği güzel eserlerle büyük alkış toplamayı başardı. Arkadaşımız Kelami Akdemir’in Türk Sanat Müziğinde seslendirmiş olduğu parçaları dinlemeye değerdi. Hoş, tatlı güzel bir şiir muhabbeti oldu.
..

Devamını Oku
Ömer Dalman

Aaah ah!
Biliyorum...

Eğer Cumartesi-Cumartesi
o alışveriş merkezindeki güruhun,
tür-tür, ırk-ırk, nesil-nesil birbirine karışmış
o kalabalığın içine dalıp
..

Devamını Oku
Tuğrul Pekel

Seher (Dörtlük)

Ne dua okuyun mezarının başında,
Nede geçmiş olsun deyin duymayan ruhuna
O sadece gülleri severdi, gül dikin toprağa,
Her gül olsun ruhuna giden bir dua.

..

Devamını Oku
Güliz Ardilli

Bir gün şöyle bir gün böyle,
Oluverdi işte öyle.
Bugün Cumartesi,
Yerinde herkesin neşesi.
Bu kar mı yoksa yağmur mu?
Mutluyum işte yarından umutlu.
Banyo yaptım saçlarım ıslak,
..

Devamını Oku
Yunus Emre Yurttutan

pazar,pazartesi,salı,çaşamba
perşembe cumartesi ve nurlu cuma
ellerimi açıp mavi semaya
günlerin içinde seni dilerim

ne fark eder ki rengi,lisanı
ben sende sevmişim bütün insanı
..

Devamını Oku
Rıza Aslan

haniya benden gidenler
benim içimden kopup da gidenler var ya
şimdi
hepsi mutlu
hepsi huzurlu (mu ?)

08-02-1997
..

Devamını Oku
Bahar Keyik

Pazar, Pazartesi, Salı
Çarşamba bitmiş değil henüz
Perşembe belki diyorum hani! ..
Cuma'ya bağlı umutlar
Cumartesi gelsin görsün: Halimi
Gardiyanlar misali
Nasıl beklediğimi! ..
..

Devamını Oku