Ucu bucağı olmayan bir hayale tıkıp, gecenin tam ortasına saldım seni/beni. Bir dağ başında ıssız kalmış, okyanusun ortasında yalnızlığı tıklım tıklım yaşar gibi ve her taraf ikimize ait anılara bulaşmışken, zaruri bir hiçlikte kaybolur gibi bu hayal.
Gözlerinde kaybolmayı, nefes almaya tercih ettiğin bir adamın/kadının, ardından bakakalmaya mahkum şu anın. Yüreğindeki çizikleri, imza diyerek körü körüne sakladığın zamanların, şimdi.
Gerçekte hiç var olmamış, sadece basit bir illüzyondan arta kalan anı kırıntılarıyla nefes almaktayız hepimiz ve sevgisizlikten olmalı bütün bu saçmalamalarımız. Tek bir kelimeyle anlatılabilecek “gel” ve “git”leri sadece kendimizi daha anlaşılır şekilde ortaya koyma saplantımızdan, uzun uzun cümlelerle kendimizi yormalarımız.
Basit bir “özledim! ” düştükten sonra dilinizden, “nerdesin? ” sorusu yerine kullanılan herhangi bir anlamsız cümleler dizisinden kırgınlıklarımızın çoğu.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




güzel bir bakış toplumda empati/ yardım yapma uğruna sıkıntı çeken çok insan vardır ama bu onları yolundan alı koymaz bu bir içi güdü yaşam tarzıdır. doğu batı fark etmez insan insandır insanlık ve sabır her kula nasip değildir
Bu şiir ile ilgili 1 tane yorum bulunmakta