kirmen eğiren elleri yoruldu
gözlerinde geçmişi duruldu
adamı çayı demli içerdi
şekeri hep dışına dökerdi
eğdi başını
Kuyruğu eksik bir at
Yağmacı kargalardan biri
siyah olmasa rengi
belki kısa kulaklı tavşan
Anasının sesine yöneldi
Gurbet
Bir bedevinin çıplak ayağı
Kum gibi sıcak,
Kaçmak sığınacak yer açmak
Gurbet
Bir gülüşün dalgası yanağına değdi
Rüzgâr saçlarında eğrildi
Başım yandı, adeta kavruldu
Sandım çöl ortası burası
Bir yalnızlık düştü elime.
Göz eşiğim
Gidince bulutların kederi sıra sıra
Dudaklarında iğneli bir hüzün seyirir.
Omzunuzla beraber düş
Sesin ilk duvarına
Özürlü sevişmelerin çığlığına uyan
Sevgilinin bileklerinde pıhtılı bilezikler
Dokunma sakın
Sessizliğin masumiyetine
Arı kuşu kanatları kalbim
Eşgalim karanlık kıttır albenim
Umarsız anlarda karşılarına dikilirim
Aksim yoktur kovun beni aynalar.
Gönlümün çölünde kuruyan suda
bir şahmeran bekler.
Azad günahlarımın hududunda
bir şeytan bekler.
Ufkun en ince çizgisine sürgün,
Buza burünmüş kış ortasında mavi
Hüzün gerili batımda ufkun her yeri
İçime hücum eden korku
Çekildikce yüzümden kan
Issızlıkta iner hurafeler
duvar örüyor gece ötelere
bu zindan şehirde aradığım küçük pencere
duruyorum geçmişin kuytusunda, yalınız
varlıkla hiçlik arasında bekleyişim
suya düşen damlalarla titreşir endişelerim




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!