Bir şairim ben gizemli ve antik
bir çocuk utangaç ve romantik.
Günler bir bir dizilirken tesbihime
tarihe malolmuş ekşi bir koku yalardı sokakları
o sağlam tüccar, bu adil yargıç
bir ben cübbesizdim şehirde.
Öyle sevdalar vardır, biter baslar;
Buruk tatlar vardır, ağızda şurup giden;
Bir aşka vuran güneş kolayca batmıyor.
Yanıyor bin kollu şamdanı, tutuşuyor
Ufkunuzda camları göksel konağının
Ve bir yaz aksamı buhurdan gibi tüten
Devamını Oku
Buruk tatlar vardır, ağızda şurup giden;
Bir aşka vuran güneş kolayca batmıyor.
Yanıyor bin kollu şamdanı, tutuşuyor
Ufkunuzda camları göksel konağının
Ve bir yaz aksamı buhurdan gibi tüten




'Bir şairim ben gizemli ve antik/bir çocuk utangaç ve romantik.' Bu iki dize şiirin özetini oluşturmuş. Şairler, biraz gizemli, biraz antik kişilerdir zaten. Şiirde bu, açık ve net olarak ifade edilmiş. Ama öyle bir ifade ki, okuyucu bir gizemlilik buluyor bu ifadelerde.
Felsefenin dili olan bir şiirden söz ediyoruz ya da felsefe yapan şairlerden, dolayısıyla antik ve gizemlidir şair. Bir ölçüde hakikatin bilgisine malik olan şair, şu kısacık dünya yolculunğunda yapılıp edilenler karşısında utangaçtır. Onu ancak çimenlerin yeşil kokusu, kızıl kanatlı akşam tatmin edebilmektedir.
Ayrıca, 'antik' ve 'romantik' sözcüklerinin oluşturduğu ses uyumu, kafiye çok şık olmuş. Bu iki dize, şiirin bütün özelliklerini taşıyan çok güzel bir giriş kapsı özelliğine sahip. Tıpkı muhteşem tarihi yapıların muhteşem kapıları gibi...
Bu şiirde şair kendi kimliği ile kaplumbağanın kimliğini birleştiriyor. Tabi vahdet-i vücut felsefesi ile zaman ve mekan sorgulaması da var.
Bu şiir ile ilgili 2 tane yorum bulunmakta