Yağmur iner gece yarısı,
ama hiçbir damla silemez içimdeki pası.
Karanlık kaldı göğsümde,
ışığa alışamadı gözlerim.
Bir vakitler yüreğim vardı,
Ergenlik demeyin bu yazdıklarıma,
Zamanın her saniyesini ben yaşadım içinde.
Gerçekten fazlalık mıyım her köşede?
Omuzumdaki yükler ağır geliyor düşüncelerime.
Bir kişi anlasa beni bir kere,
Fazlasında gözüm yok zaten.
Kaç kış geçti gönülden,
Kaç gece ağladı gözler…
Her mevsim “dün” diye beklemek,
Buzdan ateş içinde
Nasıl söner aşkın alevi?
Ölüm sessizliği var bu şehirde,
Zihnimdeyse düşünceler düğün kurmuş.
Sensizlik mi yakıyor canımı,
Yoksa suskun duvarlar mı bana dert anlatıyor,
Çözemedim gitti.
Nefes almanın bir gün son bulacağı bu hayatta,
Mutluluğu senin gözbebeklerinin karanlığında arayan,
Kalbinin yıkık tahtına seni oturtan
Bir ben vardım zamanında.
Yüzlerce kez evlendiğim düşlerin küllerinden
Dul bir uykusuzlukla doğruluyorum artık.
Gözleriniz diyorum, hanımefendi,
Neden o kadar çok ağlıyor?
Ve sözleriniz neden bu kadar can yakıyor?
Kalbinizde gizlediğiniz biri mi var?
Kanadınızı kıran bir taş mı, yoksa bir söz mü var?
hayatın puslu atlasında yol alıyorum
geride bıraktığım fırtınalardan
gemimde birkaç yara ile kurtuldum
rüzgârın dümeni çevirdiği yöne doğru
yeni bir yaşam adasına yelken açtım
Başlangıcı olmayan bir hikâyenin sonundayım,
Bu kez aşk olmadan bitti satırlar.
Dize dize sen kokan sayfalar,
Sensizlikle kapandı.
Bizim hikâyemizin sonu,
zaman dediler, amına koyayım, bekledim.
Sigaram bitti, gecelerim bitti, içimdeki sabır bitti.
Ama senin hayalin hâlâ köpek gibi üstüme çöktü.
Her gece kafamda dönüp duran aynı boktan sahne:
Gidişin.
Takvimler tekrarladı kendini, saat zamanı durduramadı.
Zihnimin bir köşesindeki seni, takvimler dahi silemedi.
Bir ölçüsü yok sevmenin; olsaydı eğer, unutmak da mümkün olurdu. Beş senenin ardından
unutamadım doğduğun günü, en basitinden — parmaklarımın altında olan, ama hiç dokunamadığım
numaranın rakamlarını.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!