İlk ne vakit gördüm hatırlamam,
Adını çok geç öğrendim...
Bana dede dedirttikleri adam,
İdrak edemedim ki kim?
Şık ve pak gömlekleri,
Aşık olamamak mesela
Yağmuru bulutlardan çıkarmak
Her bir kıvrımını tanımak
Sanatına ait olduğun nesnenin.
Artık utanmak sanırsam
Otobüsteyim...
Bir koltuk bulmuş,
Oturacağım
Bu küçük çocuk umutlarla camdan bakacak,
Ve bu sarih sözler hiçbir zaman unutulmayacak
Çünkü bunlar ölü bir adamın sözleri...
Ruhsuz ifademle kalabalığa uyar gibiyim,
Öldün ama seslerini duyar gibiyim.
Gıcırtılarla yankılandı kapattığın kapılar
Def olup gittiğini sezer gibiyim.
Aslında kendi kafamda Sezar gibiyim.
Sırtından hançerlenmiş
Gözlerinin kılcal damarları bile patlayacak gibi,
Belindeki kılıcı biliyorsun aylardır…
Güveniyorsun,
Çünkü en sadık yoldaşın o yıllardır.
Sevgilinle dolaştığın kırlarda;
Bugün de bir mutant, bir ucube gibi uyandım.
Akabinde çarşaf yüzümü yüzdü.
İçeri çağan gün ışığıyla yandım.
Güne böyle başlamak beni üzdü.
Aslında,
Günahlarım kadar kirlisin Tuna'm
Kırdığım kalpler içinde atıyor,
Rengin sarı, kokun pas
İçsem suyundan iflah olmam...
Aşk kadar acımasızsın Tuna'm
Meltemler ürpertmekten yoksun içini
Ferah yosun kokusu, dolmuyor ciğerlerine
Aydınlatmıyor artık gözlerin yakamozları
Öyle bir diyardasın işte, denizin var olmadığı
Güneşi sıcak değil eskisi kadar bu şehrin,
Otobüs tıslaması gibi nefes alışverişlerin
Dinlediğin müzikler ambulans sirenleri
Gözlerin boğazdan mı,
Yoksa bir Beşiktaş gecesinden mi?
Çapa'nın trans kaplı
İzbe bir yerde, uzaklarda; tuzaklarla,
Meşaleler ve şelalelerle dolu bir köy vardı.
Yeşil canavar bu köyde yaşardı.
Bu köyden artık ne yeri ne de yurdu vardı.
Oradaki herkes gibi, canavar da oralıydı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!