Tahammül edemezlerken insanlar
Birbirlerine bu zalim dünyada
Sen yıllardır bana of bile demedin
İyi ki varsın
Beraber büyüdük, ağladık güldük
Yattım, yarısı açık pencerenin önündeki
Eski, kırmızı çekyatın üzerine
Yumdum, kapanıp açılmaktan yorulmuş gözlerimi
Esintinin serinliği vurdu yüzüme, tenime
Nüfuz eden ferahlık gibi
Bir şey var içimde, öyle yakın, ama öyle derin
Anlamlandırmak istiyorum, yetmiyor lisanım
Olacak olandan mutlu ve emin
Beklerken ümitle, kaygılı bir haldeyim
Gözlerim kanlandı, doldu, taşacak oldu yaştan
Aşk ile Rabb’ına feryad edenin
Gül gibi dileğini kabul etmişler
Sen gibi yarini bedbaht edenin
Aşkını ele rüsva etmişler
Kul gibi eli pençe divan olmuş
Beş bin yılın mirası, kopuzun tınısında
On altı imparatorluk, kramponun vuruşunda
At sırtından indik biz, yeşil sahadayız
Yirmi altı cengaver, zafer yolundayız
Haydi Türkiye, kop gel bozkurdum
Gözlerine baktım
Bir anda tutuldum sana
Aşk nedir bilmezken
Dondum, kaldım karşında
Hiç nefes almamış gibi
Sensiz, bir kabusun sabahında
Soğuk terler içindeyim
Huzur-ı segâh lâzım bana
Daralan göğsüme esenlik
Açsam ahşap penceresini kalbimin
Sıcaktan terlemiş cam bardakta içtiğim su
Kurumuş boğazımdan aşağıya doğru süzülüyorken
Nüfûz ettiği yerlere bereket getirdi
Sıcağın kurağında içtiğin suyu
Soğuğun ayazında unutma
Yalnızken acıyor canımın içi
Gün gibi ortaya çıkıyor
hissettiklerim
Yazmayı sürdürüp dökmek istiyorum
içimi
Yıllar yıllarla tutuşurlarken el ele
Geçmişte kalanlar aynı kalabilirler mi hiç
Otobüsün ağlayan camından baktığım gözlerle
Geride bıraktığım hisleri bulabilirler mi hiç
Kalbimi keşfettiğim küçücük yıllarıma




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!