Günler sarılırken tan kızıllığına,
Bir daire misali dönüp durur yazgımız,
Çizdiğimiz çemberi yine bizler çiğneriz.
Biz ki seyrederiz:
-görürüz,
-görmeyiz.
Hiçbir şey istemiyorum artık
ne bir sıcak çay
ne de bir teselli
yol bile değil aradığım—
yol olmak istiyorum
yürünmeyen, unutulan
Her gece ince bir iplik gibi sıkar düşüncelerimi,
Yaşamaktan sıkılmış bir canı boğar,
Soldurur en taze goncaları, gülleri,
Hem de hiç kopartmadan…
Duvarları yosun tutmuş bir ev var içimde
kapısı yok
pencereleri zamana açılıyor—
her biri farklı bir saati gösteriyor
ama hepsi duruyor
birden fazla hiçliği gösteren
Zamanın ne başı kaldı,
ne de sonu —
biz onun ortasında değil,
onun dışında kaldık.
O söze başlarken
ben çoktan susmuştum.
Ardımda kalanların yüzleri unutuldu,
Hayat boyu unutuluşlarla yürüyorum.
Hatırımda kalanlar perdede belirince,
Naftalinlenmemiş ipekler gibi çürüyorum.
Bir gün,
hiç bilmediğim bir şehirde
adımlarımı sokaklara bıraktım —
sanki beni tanıyormuş gibi susan kaldırımlara.
Hava sıcaktı;
güneş tenime dokunmuyordu ama,
birine değil,
bir âna bağlı kaldım.
tenin ısındığı, gözün güldüğü
ve yüreğin inandığı o kısacık kırağıya.
insanlar geldi,
İşler ve günler,
ve boş kadehler,
ve dolu evler,
ama private değil..!
Genel, evler, genelevler.
Tren rayları, kaçak sigara...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!