“bu ne, bu kilo ne!?”

Hülya Kırklaroğlu
251

ŞİİR


9

TAKİPÇİ

“bu ne, bu kilo ne!?”

Selam, mutlu hafta sonları dilerim
Sevgili Günlüğüm✍🏻 nasılsın?
İyi olduğunu duymak ne güzel. Ayrıca bilmeni isterim
sağlığına duacıyım.

Allah hepimize sağlık huzur versin inşallah.
Ne yazacağım konusunda en ufak bir fikrim olmasa da fırsat bulmuşken hemencecik kaleme, kağıda uzandım.
O kadar çok şey varki yazacak aslında.

Aaa tabii yarım kalanlar var, hadi bir iki yazı öncesini hatırlayalım…

Şile yazımızı bitirelim mi?

Büyükçe bahçe ortasına daire şeklinde taşlar yerleştirilmiş haftalar öncesinden rüzgarın, ya tiye almayıp taşımaya tenezzül edip götürmediği veya taş yerinde ağırdır diyerek küllere referans vererek gerisin geri dönüp gittiği küllerdi bunlar…

Bilmiyoruz işte bu iki durumdan biriydi hikaye, gerçeği ancak rüzgar biliyor Sevgili Günlüğüm ✍🏻 Atmosfer dışına çıkacak değil ya elbet denk gelip sorarım rüzgara…

Dört dakika yazıp çıkacağım disiplinini yerleştirmeye çalışıyorum, her ne kadar dört dakika olmasa da yazımız kalemi elimize aldık mı aldık.

Haticeye değil neticeye bak demişler.
Umarım bu atasözü değildir: Sokak ağzı sözlerine benzettim ama şimdi bakamayacağım bu sözün tarihine oyyy oyy işte böyle uzuyor yazılarımız olsun ama değil mi biriciğim biz bizeyiz yabancı mı var?

Neyse gel Şile anımıza; tavşan kanı çaylar bardaklarda yerini alırken, kuruyemişler tabaklarda iri kocaman siyah eriklerde meyve tabaklarındaydı…

Ev sahibi arkadaşımız ateş yakmaya girişti. Bize iş kalmamıştı. Sağolsun diğer arkadaşımızın canıgönülden yapmış olduğu servisle mutfak kapısından bir giriyor bir çıkıyordu.

Ben ise etrafı ağaçları, yerde uzun duran sarı hortuma takılmadan doğaya gözlerim, ellerim ve hislerimle dokunmanın verdiği heyecan ile geziniyordum.

Kenara atılmış küçük bir mavi masa dikkatimi çekti. Datça’da ve Palamutbükü’nde bu mavi boyadan görmüştüm.
Evlerimizin ve binalarımızın dışında pek tercih edilen bir renk olmasada. Tatil beldelerine ve kenara atılmış masaya çok yakışıyordu bu renk. Kaldıki maviyi çok severim.

İlkokulda 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızda ben Nergis çiçeği olmuştum.
Şarkısı bugün hâlâ aklımda Sevgili Günlüğüm✍🏻

Ama dur önce elbisemi anlatayım. Herkesin elbisesi aynı biçimde, renkleri farklıydı. Mavi saten kumaştan askılı, hafif diz üstü elbise dikildi. Üzerine beyaz tülden çiçekler yapılmıştı. Ben diyeyim elli, sen de yetmişbeş çiçek. Elbisenin mavisi çiçeklerin aralarından görünüyordu.

Elbiseyi giyinip bir sağa bir sola dönüyordum.
Çocukluk ne güzel şey…
Öylesine tatlıydıki elbise ve içindeki çocukluğum.
Bugün olmuş, yaşım yarım asrı yolculamış olsa da hala tatlış elbiler içinde bir sağa bir sola dönerim.
İçimdeki çocuk aynı değişmedi…

Nergis çiçeğidir benim adım; diyerek başlıyordu şarkım öylesine benimsemiştim ki çiçeği bütünleşmiştik.

Sahnede de çiçeği seslendirirken dönüyordum. Çokça kumaş kullanılmıştı etek kısmına ben döndükçe çiçekler açılıyor işte o zaman mavi kumaşı görmek mümkündü.

Güzeldi, hem de çok…

Mavi masadan nerelere nerelere gittik görüyor musun Sevgili Günlüğüm✍🏻?

Arkadaşımız ateş yakmada uzmanlaşmıştı adeta, yani görünen oydu..
Diğer arkadaşlar çırpı topluyordu bahçenin içi ve yakınlardan, kenarlara yığılı odunlardan bi kucak odunla geldi diğer arkadaş. Bir diğeri uzun dalları verdi kırmam için. Ayağımla basıp kırıyordum ama kıramadığım yerleri de vardı beyefendi arkadaşımız kırdı. Bilenle, bilmeyen bir olur mu misali…

Alttaki çırpılar ateş aldı ve gitgide enine ve boyuna büyüyordu ateş… Böyle ateş görmeyeli yıllar olmuştu.

Öte yandan ikram edilen çayı içerken sivrisinek geldi bacağımı ısırdı. Aaayy sivrisinek ısırdı deyip huzursuzca kaşınırken diğer arkadaş muhalefet edecek ya… Ne sivrisineği? Sivrisinek mi olur bu havada?
-Vallahi sinek yedi, diyerek gereksiz bir iknaya girişmiştim.
Kan grubun ne dedi yine muhalefetle görevli arkadaş:

-Falanca kan grubu derken; benim kan grubum şu… beni bırakıp seni mi yiyecek gibi boyundan büyük laflar etti…

Sağ elimde çayım, sol elimle kaşınırken ateşin başına sandalye verdi diğer arkadaş, heh buraya gelmez sinek dumandan dedim oturdum. Sen misin bunu diyen Hülya diyerek tüm hısım akrabaları ile geldi sinekler, çayı yere bıraktım iki elimle kaşınıyor diğer yandan, an da kalarak enine boyuna görkemli ateşi seyrediyordum…

Muhalefet arkadaş birden sinek yedi gibisinden bir şey söyledi. -Aaa yoktur sivrisinek mi olur bu mevsimde diyerek güldüm. Oh işte ayy bir de okursa ki dilerim okur bu yazıyı… Ama dur dur hakkını yemeyeyim unuttum inan yazmayı Sevgili Günlüğüm✍🏻 -Sivrisinek beni yedi deyince sprey getirmiş, öte yandanda sivrisineklerin avukatlığını yapıyordu.

Sonra arkadaşına yani ev sahibine seslendi bu masayı yakıcam diye… Ayy o çok güzel masa ayaklarına baksanıza ne hoş dedim. Ama ayaklarını kurtlar yemiş gibiydi. Yani ne bileyim kurt işte böcü möcü yemişti belirgin delikler vardı üzerinde..

Ateş coştukça coşuyordu sonra arkadaş kucaklayarak mavi masayı getirip ateşin göbeğine bıraktı… İçim cızladı. Sanki yıllar önce mutfak masam mıydı sanki? Bana neydiki ne üzülüyordum? Anlam veremedim içimden ateş boyu yükselen üzüntüye..
Karşımda yanan masaya olan hüznümden midir nedir,
kaşıntıları hissetmiyordum artık, ateşin mavi masayla görsel şölenine dalmış gitmiştim. Birden sağ taraftan bir ses yankılandı…

“Şu haline bak!” Başımı çevirdim. Arkadaş bir yandan sivrisineğin kaşıntısıyla mücadele ediyor çardakta oturmuş. Öte yandan laf atıyor…
Lafı banaymış!

Efendim dedim;

-“Şu haline bak;
sporcusun sen! Bu kilo neee”!?

Ateş sanki taşların dışına taşıp kalbime ulaşıp bir yerlerimi yakıyordu ama anlayamadım bir anda.
Tüm bunlar bir anda oldu Sevgili Günlüğüm✍🏻

Diğer arkadaşla göz göze geldik.

Şaşkınlığa uğramıştım bu söz karşısında…

(Şimdiye kadar kimse böyle bir şey söylememişti, arkamdan da söylenmemişti duymamıştım.
Ama biri çıktı işte yüzüme söylüyordu.)

Ateş yerindeydi, ona çizilen çizginin dışına çıkamıyordu ama bir şeyler çizgilerin dışına çıkmış canımı acıtmıştı.

Buruk güldüm, aşkolsun böyle söylenir mi diyebildim sadece bu çıkabildi ağzımdan ama huzursuz olmuştum.

İçimden, bu durum yani kilom olabilir ama sanki fikrini mi sordum demek geldi gelmesine; lakin söyleyen arkadaşta esprili sevilen bir arkadaştı.

Ben bu tarz şeyleri söylemekten çekinirim diyerek içime konuştum bu cümleleri.
Benim için hayatta ki en önemli şey, huzurdur. Huzurum, huzurumuz bozulmasın diye çoğu zaman susar kaleme kağıda anlatırım şimdiki gibi…

Neyse, velhasıl kelam arkadaş esprili olmasına espriliydi ama incinmiştim. Sonrasında da battı bu cümlesi bana.

İyiliğim içinmiş bu cümlesi, başladığım diyet arkadaşın avukatlığını yaparken baskülü şahit tuttu yani.

Eh ne diyelim… Şile’de ki Zeki Müren mağarasına ulaşmanın verdiği mutluluğun yanında;

“Bu ne?”
“Bu kilo neee!?”
“Sporcusun sen!” diye bir Şile anısı kaldı.

Hülya Kırklaroğlu
Kayıt Tarihi : 24.10.2026 19:13:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!