Ne kelimeler dizdik kör kütük satırlara, karşılık beklemeden. Kıymet bilmeyenler için ne yollar aştık, sonunda beslediğimiz duygularımızı kirli elleriyle katlettiler…
Sürüklenip oradan oraya, etrafımızdaki sarhoş duvarlara çarpa çarpa her yanımızı,
Taşların, çukurların birini bile atlamadan, düşe kalka avuç içlerimizi ve dizlerimizi,
Her defasında daha çok severek de eski yaralarımız kanatarak, yine de onlara teslim olduk.
Ne kışlar gizledik baharların altına bilemediler. Ne kadar yüceltip, başımıza taç ettiysek, o kadar küçük gördüler, tepemizden bakarak. Ne badeler sunduk sevdiklerimize, zehir içtiğimiz kadehlerde, kan kusup kızılcık şerbetini yalancı şahit tuttuk, ağladık toz zerrelerini suçladık, bilemediler…
Anlat bize yürüyüşün güzelliğini
koşunun rüzgarını, köpüren yeleyi
toynakların kızgın kıvılcımlarını
Kişneyen bir tayın sevincini anlat
öfkeyi ve sağırındaki mahmuz yarasını
Devamını Oku
koşunun rüzgarını, köpüren yeleyi
toynakların kızgın kıvılcımlarını
Kişneyen bir tayın sevincini anlat
öfkeyi ve sağırındaki mahmuz yarasını