Zamanın tozlu aynasında yüzüm yabancı,
bir veda provası sanki bu akşamüstü.
İçimdeki şehirlerin lambaları tek tek söndü,
elimde kalan
sadece bu eski sancı.
Kelimelerim çıplak,
ruhumda bir gölge oyunu;
kendi kuyusuna eğilen
bir Yusuf’un boynu.
Yollar bittiği yerde başlar her zaman,
güneş sönünce görünür gizli orman.
Aşk, bir uçurumun kıyısında susmakmış,
varlık dediğin
bir nefeslik mola imiş.
Dön gel,
kendinden kendine giden o ince yola.
Bırak bu dünya yükünü,
biraz ver mola.
Bir damla ışık için
bin geceyi yaktık biz.
Eşikte bekleyen gölgeyiz,
sadece bir iz.
Dön gel,
sırrın sesine,
kalbin o derin sessizliğine.
Modern bir yabancı gibi yürüyorum caddelerde,
Rilke’nin meleği bekliyor sanki perdelerde.
Gözlerimde Lorca’nın o simsiyah kederi,
ama dilimde Yunus’un
en sade haberi.
Eksildikçe çoğalan
bir garip varoluş bu,
boşluğun içinde yankılanan
bir kuş uçuşu.
Bak,
gökyüzü her gece kendini yeniden yazar.
Her harf bir insan,
her nokta bir mezar…
Ama sevmek,
o noktayı sonsuzluğa çekmektir.
Kendini bulmak için
önce tamamen kaybetmektir.
Korkma,
karanlık sadece
ışığın dinlenme hâlidir.
Dön gel,
kendinden kendine giden o ince yola.
Bırak bu dünya yükünü,
biraz ver mola.
Bir damla ışık için
bin geceyi yaktık biz.
Eşikte bekleyen gölgeyiz,
sadece bir iz.
Dön gel,
sırrın sesine,
kalbin o derin sessizliğine.
Eşikteyiz…
Sadece bir iz…
Kayıt Tarihi : 4.1.2026 17:37:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!