İnsanın ruhunu zincire vurması, özlem. Düşünememesi, tıkanması, dağları, ovaları aşamaması.
Denizler üstünden uçamaması...
Hayallerde biletlerin pahalılaşması.
Öfkeden kudurmak, zindanlara atılmak.
Boynuna zincirler geçirilip yaşa hadi, denmesi...
Allah’tan başka eğmediğim şu başı.
Güneş benim pencereme uğramıyor artık;
sadece birileri gölge oyunlarını daha iyi sergileyebilsin diye ışığını ödünç veriyor.
Ve sahne 🤡
Her sabah büyük bir sadakatle gardırobuma gidiyor ve titizlikle dikilmiş o meşhur tasarım elbisemi üzerime geçiriyorum.
"Yüreği sızlayan, kendinden çalan varını yoğunu sana yormuş ben...
Yazdığım, duyuramadığım, haykırdığım seslerin sağırısın sen"...
Gidişinle döndü dünyamın rengi,
Kayboldu içimin o eski ahengi.
Dilimde eriyen sözün mihengi
İçimi sızlatıp yakan da sensin.
Otobüs biletleri, yanlış duraklar,
İki kelimeyi bir araya ilikleyebilsem,
Neler yazacağım içimdeki o, susmayan yola.
Bazı dersler çok pahalıdır.
İnatçıysan hele, yoksulsan ve ısrarcıysan anlamamaya!
Geçmişini ceplerine taş gibi doldurup,
Yaşamını borç diye ödetirler sana.
Ben bir daha seni yazmam demiştim.
Biliyorum, kolay değil, sus.
Sarı saçlı oyuncak bebeğime sarılarak uyuyorum diye gülerler mi bana?
Ben tavana bakıyorum, tavan bana.
Bir şey konuştuğu da yok,
Eski yıllardan kalma televizyon gibi.
Takatsiz bedenimden, göğsümün aç, laftan anlamaz, arsız kuşlarından, boğulma, bir göğüs kafesi senfonisi...
Yankılanıyor heyecanla çarpan kalbin dehlizlerinde, unutulmuş bir nida.
Bir sürü aralık kapı, tehlikeli, içi kemiren binlerce belirsizlik kuşatıyor her yanımı...
Ve uzakları çekiyor içi, öfkeye bürünmüş, yalınayak alımlı bir genç kızın.
Sonsuz bir akis, derin ve beyaz bir kuyudayım.
Dışarıdan bakanlar sanır ki her şey yerli yerinde.
Bağrım başı, gözümün çerağı, can-ı cihanem.
Sana bu satırları, zamanın beni unuttuğu, günlerdir aralıksız yağan yağmurun çatılarda canımı alacak cellat gibi olta attığı, göğsüme çöreklenen karabasanın kollarından yazıyorum.
Bağrıma bir taş oturdu nicedir.
Ne yaptım ne ettıysem çaresi, dermanını bulamadım.
Hani asla bensiz olamayacağından bahsederdin ya "Sen ol da varsın yeşermesin topraklar, varsın bir tek kuru ot bile bitmesin, sen yanımda ol yeter." derdin hep.
Kara kış gibi oturdu boğazıma yine o yumru.
Küçücük bir çocuğum ben hâla.
Büyüdüm diye kendini kandıran savunmasız, ürkek bir sabi.
Kaçmalardan ibaret, en çok kendinden...
Hüngür hüngür iç çekişleriyle, saf balmumundan yapılmış.
Merhametimden ele veririm yakayı en çok.
Kalpten çıkmayan inatçı bir leke,
Bende sadece şiir var, kalbimi kullanmam diyorsun,
Sesini duyduğumda çalar içimdeki alarm,duymuyorsun.
Gülüşün, O gülüşten içeceksin yudum yudum;Kanmak, doymak mümkün değil.
Sana koşuyorum, ama görmüyorsun.
Bilmem kimlerin yârisin,sana “yar” diyemem, dudaklarıma kor basar.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!