Ey gönlümün sahibi,
Ey gönlümde esen ılık rüzgâr,
Aşk için tutuşan şu yetim yüreğime;
Öyle bir üfle ki,
Bu eller, benimkiler mi?
Nasır tutmuş avuç içleri, tırnak araları toprak dolu.
Bu eller hem bir çınar fidanını okşadı,
hem de tutunamadığı bir sevdanın ardından boşluğa savruldu.
Zamanı yontmaya çalışan beceriksiz bir heykeltıraşın elleri.
Kapattım gözlerimi,
şehrin ışıkları söndü, denizin uğultusu dindi.
Sadece Sen kaldın,
ve ben.
Bir zerre bile değilken şu uçsuz bucaksız kainatında,
Zaman,
paslı bir makas gibi kesiyor anları,
biri düşerken geçmişin kör kuyusuna,
diğeri geleceğin sisli ufkunda beliriyor.
Ve biz, tam ortasında,
"Ne bu hayatı sevdim ne de grameri."
Bana hayat nedir diye sorarsanız
Belirtisiz nesnelerin kol gezdiği,
Kentin en eski pazarından bir avuç sessizlik satın aldım bu sabah.
Kefesi paslı bir terazide tarttılar; ağır geldi, taşıyamadım.
Yarısını oracıkta bıraktım. Kör bir dilencinin şapkasındaki boşluğa.
Elimde kaldı bir camekân buğusu.
Üzerine parmak uçlarıyla, adı unutulmuş bir yıldızın haritasını çizdim.
Hep derdim:
insan, sevdiği kadar sevilmeli diye.
Ve şimdi,
tam da öyle bir sevda var içimde.
Ne bir harf eksik,
ne bir harf fazla.
Meydan okuyorum ufuklarımda yeni doğmuş mutluluklarımla, ak saçlı hüzünlerime.
Çünkü bilirim,
her sevinç bir şafak gibi doğar içimde,
her keder ise uzun bir gecenin yorgun yıldızlarıdır.
Ben ki, pusulasız bir seferin sergerdân yolcusu,
Yönsüzlüğü kader bilmiş, yollara düşmüşüm.
Lisanım mühürlü; lâkin sükûtumla haykırmışım,
Söz değil, suskunluk yazılmıştı alnıma.
Kaderle çok kez pazarlık ettim gecelerin koynunda,
Ne tam güneş doğmuş,
ne de geceye yakışan bir ay var gökyüzünde.
Zamanın kenarında durmuş,
geçip gitmesini bekliyorum.
Akreple yelkovan bile bana bir şey sormuyor.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!