Bir Gönül Mimarına Şiiri - Adil İslamoğlu

Adil İslamoğlu
100

ŞİİR


1

TAKİPÇİ

Bir Gönül Mimarına

Ruhun Hamurunu Kur’ân'ın Nuruyla Yoğuran O Mübarek Ellere Hürmetle…

Kıymetli Hocam...

Ben daha Kur’ân’ın harflerini yeni yeni öğrenmeye başlarken, siz bana yalnızca okumayı öğretmediniz; "Kur’ân’ın huzurunda nasıl edeple durulacağını" öğrettiniz.

Dilim Kur'ân harflerini talim ederken, siz aynı zamanda gönlüme sabrı, edebi ve teslimiyeti nakış nakış işliyordunuz.

Bir harfi yanlış okuduğumda usanmadan yeniden düzeltiyor, yorulduğumda tebessümünüzle gönlüme dokunup bana bir kez daha başlamam için güç veriyordunuz. Bazen bir kelimenin üzerinde defalarca duruyor, tek bir harfin hakkını verebilmem için saatlerinizi, emeğinizi ve sabrınızı benden esirgemiyordunuz.

Ben o günlerde belki farkında değildim hocam. Siz beni yalnızca Kur’ân’ın âyetlerini ezberlemeye değil; o âyetlerle hâlimi güzelleştirmeye, nefsimi terbiye etmeye, gönlümü arındırmaya ve yüzümü Hakk’a çevirmeye hazırlıyordunuz...

Ben bugün geriye dönüp baktığımda anlıyorum ki hocam; siz beni sadece Kur’ân eğitimine değil, "Kutlu Bir Davanın Hizmetkârlığına" hazırlıyormuşsun. Siz beni, önce Kur’ân’ın talebesi; sonra onun ahlâkının temsilcisi olmaya hazırladınız.

Sonra Hâfızlığım başladı...
Benim önümde sayfalar, sizin önünüzde ise benim dağınık hâlim vardı. Zihnim dağıldı, dilim sürçtü, gönlüm daraldı. Kimi zaman bir sayfa gözümde aşılmaz bir dağ gibi büyüdü.
Kimi zaman ezberlediğim âyetleri unutmanın mahcubiyetiyle başımı önüme eğdim.
Siz ise ne kızdınız, ne usandınız, ne de bıkıp vazgeçtiniz. Her düştüğümde aynı sabırla elimden tuttunuz ve bir daha oku evladım. dediniz...

Ben bir hamurdum…
Dağınık, şekilsiz, nefsimin istediği yere savrulan bir hamur…
Siz ise sabrınızla yoğurdunuz beni.
Kimi zaman sözünüzle, kimi zaman sükûtunuzla…
Kimi zaman bir bakışınızla, kimi zaman bir nasihatinizle…
Her yanlışımda biraz daha düzelttiniz beni.
Her tekrarımda biraz daha sabrı öğrettiniz.
Her mahcubiyetimde biraz daha bana kol kanat gerdiniz.

Ben, “Bu kadar tekrar neden?” diye düşündüğüm günlerde, siz benim yalnızca bugünümü değil, yarınımı da düşünüyordunuz. Ben, önümdeki sayfaları ezberlediğimi sanıyordum; siz ise ömrüm boyunca taşıyacağım kutlu emaneti gönlümde nasıl muhafaza edeceğimi öğretiyordunuz...

Ve siz beni yalnızca yoğurmadınız hocam…
Aşk ile pişirdiniz.
Kur’ân sevgisiyle…
Rabbime karşı hürmetle…
Edeple…
Teslimiyetle…

Bana öyle bir şey öğrettiniz ki; Hâfızlığımın en büyük kazancı, 114 sûreyi ezberlemekten önce “Ben biliyorum.” demenin ağırlığını üzerimden atıp, her âyetin karşısında yeniden öğrenen bir kul olmayı öğrenmek oldu.

Bugün sinemde Kur’ân varsa, bunda sizin gecelere sığmayan emeğiniz var hocam.
Bugün bir sayfayı açtığımda gözlerim doluyorsa, bunda sizin bana öğrettiğiniz edep var...

Ben bugün Hâfızlığımı anlatırken, kendimi anlatamıyorum.
Çünkü bu yolun her sayfasında siz varsınız.
Benim ezberlediğim her sûre, sizin sabrınızdan bir iz taşıyor. Her âyetin ardında bir nasihatiniz var. Belki ben yıllar sonra Hâfızlığımın sevincini anlatacağım.
Ama siz…
Siz benim kaç defa yorulduğumu, kaç defa gözyaşlarımla Rabbime sığındığımı, kaç defa gönlüm daraldığında sabra tutunup yeniden gayret ettiğimi bileceksiniz.

Çünkü ben Hâfızlık yolunda yalnızca Kur’ân’ı ezberlemedim hocam…
Sizin emeğinize şahit oldum...

Şimdi geriye dönüp baktığımda anlıyorum:
Ben o günlerde Hâfız olmuyormuşum yalnızca…
Sizin ellerinizde bir gönül inşa ediliyormuş.
Bu yüzden bugün size karşı duyduğum şey sadece teşekkür değil.
Bir talebenin hocasına duyduğu hürmettir.
Bir evladın kendisine emek verene duyduğu minnettir. Bir yolcunun yolunu gösterene duyduğu vefadır. Ve bir talebenin, kendisini Kur’ân’a emanet eden hocasına karşı duyduğu teslimiyettir.

Eğer bir gün Hâfızlığımın hakkını verebilirsem, bilin ki bunda benim payımdan çok sizin emeğiniz vardır hocam.
Ben belki bir gün Kur’ân’ı taşıyan bir Hâfız diye anılacağım.
Ama siz beni,
Kur’ân’ın ilk harflerini titreyerek okuyan o küçük talebe hâlimle hatırlayacaksınız...

Ve ben ne zaman Kur’ân’ımı açsam, daha ilk sayfadaki âyetlere gözlerim ilişmeden evvel, yılların ardından hâlâ gönlümün derinliklerinde yankılanan o mübarek sesinizi duyacağım:
“Evladım, Kur’ân’ı yalnız ezberleme; onunla hâlini de güzelleştir…”

Ömrüm boyunca okuyacağım hocam.
Unutsam da yeniden okuyacağım.
Düşsem de yeniden kalkacağım.
Yorulsam da yeniden başlayacağım.
Çünkü siz bana yalnızca Hâfızlığı değil,
emanete sadakati, hocaya hürmeti, Kur’ân’a edebi ve Rabbime teslim olmayı öğrettiniz...

Rabbim sizden razı olsun kıymetli hocam…
Benim elimde bugün bir Kur’ân varsa,
sizin elinizde dün sabırla yoğrulmuş bir hamur olduğumu hiç unutmayacağım.

Ve eğer bir gün bu Hâfız, Rabbimin huzurunda başını öne eğip: “Yâ Rabbi… Bana Kur’ân’ı taşıma şerefini nasip ettin.” diyebilirse…
O vakit, yılların içinden süzülüp gönlümde kalan ilk dua şu olacaktır:
“Allah’ım, Bu Emaneti Bana Öğreten Hocamdan Razı Ol.”
Onun bana öğrettiği her harfi, sabırla düzelttiği her yanlışı, tekrar ettirdiği her âyeti, gönlüme bıraktığı her nasihati kendi katında sadaka-i câriye eyle.
Benim dilimden dökülen her âyetten ona da bir nasip yaz. Ben Kur’ân okudukça onun amel defterine de nur taşı.
Ben bir gönle Kur’ân’la dokundukça, o dokunuşta onun emeğinden de bir hisse bulunsun...

Çünkü bazı insanlar hayatımıza yalnızca bir şey öğretmek için girmezler…
Bizi, Allah’ın razı olacağı bir kul olma yolunda yeniden inşa ederler.
Benim hocam da beni, bir hamur misali sabırla yoğuran; yanlışlarımı merhametle düzelten; düşüşlerimde elimden tutan; Kur’ân’ın harflerinden önce edebini, hıfzından önce teslimiyetini, dilinden önce gönlünü terbiye eden insandır.
Ben bugün Hâfızsam, bu yalnızca ezberlediğim sûrelerin değil; ardında gizlenen nice sabrın, nice duanın, nice uykusuz gecenin ve bir hocanın talebesine sessizce verdiği ömrün eseridir.

Bu yüzden ben, hayatım boyunca onun karşısında yalnızca bir Hâfız değil…
Edebini bilen bir talebe olmak isterim.
Çünkü Hâfızlık, Kur’ân’ı zihinde taşımakla tamamlanmaz. Asıl hıfz, Kur’ân’ın ahlâkını hâline taşımaktır...

Ve ben bir gün Rabbimin huzuruna çıktığımda, ezberlediğim âyetlerden önce; o âyetlerin beni nasıl bir insana dönüştürdüğünün hesabını vereceğimi bilirim.
İşte o gün, eğer hocamın öğrettiği Kur’ân benim dilimde bir zikir, gönlümde bir nur, hâlimde bir edep olmuşsa…
Bilsin ki hocam, bana yalnızca Kur’ân öğretmedi.
Bana Kur’ân’la yaşamayı öğretti.
Ve benim ona verebileceğim en büyük teşekkür, hayatım boyunca taşıyacağım tek bir duadır:
“Yâ Rabbi… Beni, Hocamın Emeğine Lâyık Bir Talebe Eyle.
Onun Bana Öğrettiği Kur’ân’ı, Ömrümün Sonuna Kadar Hâlimde Yaşat.
Ve Bizi, Kur’ân’ın Gölgesinde, Senin Rızanda Buluştur.”
Âmin…

Adil İslamoğlu
Kayıt Tarihi : 7.10.2026 09:59:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!