Bir Gelsen Şiiri - Mustafa Alp

Mustafa Alp
788

ŞİİR


4

TAKİPÇİ

Bir Gelsen

bir gelsen be.
şu gurur denen itin zincirini kırıp,
öfkeni bir meyhanenin kapısına asıp,
haklıymışsın, haksızmışım,
kim gitmiş, kim kalmış,
kim kimi yarı yolda bırakmış
hepsini bir geceliğine unutup
bir gelsen.

ben senden cennet istemiyorum artık,
cehennemine de razıyım.
yeter ki şu sensizliğin
duvarlara sinmiş sessizliği dinsin,
şu odamda senden kalan boşluk
bir geceliğine olsun
yerini sana bıraksın.

bilirsin,
insan en çok söyleyemediğine yeniliyor.
ben sana söyleyemediklerimin altında
kaç gecedir eziliyorum.
ne gurur kaldı bende
sana karşı dikilecek,
ne öfke
adını duyunca ayakta duracak.

bir tek özlemin kaldı.
o da öyle sessiz falan değil,
gecenin bir yarısı
kapıları tekmeleyen sarhoş gibi
bağırıyor içimde

bir gelsen be.

gel de
bir kere sarılayım sana.
öyle yarım yamalak değil,
öyle vedaya hazırlanır gibi hiç değil.
kaburgaların kalbime değsin,
nefesin boynumda kalsın,
ben hangi yarama sarılacağımı unutayım.

kim kimi affetmiş,
kim kime yenilmiş,
kim daha çok sevmiş,
kim daha çok kırmış.
bırakalım bunları.

aşk dediğin mahkeme mi be?
her sevdanın sonunda
bir suçlu mu bulmak gerek?
belki ikimiz de suçluyduk,
belki ikimiz de masum.
belki sen giderken haklıydın,
ben beklerken daha da haklı.

ama ne çıkar?
haklılık dediğin,
gece yatağın bir tarafı boş kalınca
insanın üstünü örtmüyor.

sev/sem,
sev/sen,
sev/sek.

bir geceliğine
dünyanın bütün fiillerini
biz çeksek.
ben seni geçmiş zamanda değil,
şimdiki zamanda sevsem.
sen beni
gelecek zamana bırakmasan.
keşke diye başlayan ne varsa
kapının dışında kalsa.

sabah da doğmayı versin ulan.
güneşin acelesi ne?
bir gece de dünya
bizim için geç kalsın.
saatler bozulsun,
takvimler şaşırsın,
şehir uyusun.
ayrılık
biraz geciksin.

bir nefes alayım,
içinde sen ol.
çünkü senden sonra öğrendim,
insan nefes alırken de
boğulabiliyormuş.
kalabalıkların içinde yürüyüp
bir kişiye rastlamayınca
koca şehir
ıssız bir mezarlığa dönüyormuş.

adını söylemeden
seni anlatmak ne zormuş.
her cümlenin ucunda sen,
her susuşun içinde yine sen.
ben sustukça
daha çok duyuldun içimde.

bir öpeyim seni.
dudağım yıllardır sürgünde sanki.
öyle bir öpeyim ki
kaç yıl geçtiğini
ikimiz de unutalım.
parmaklarım saçlarında dolaşsın,
sonra kaybolsun.
beni arayan olmasın.

dünya kapının dışında beklesin,
biz içeride
yarım kalmış bir ömrü
bir geceye sığdıralım.

öp/sem,
öp/sen,
öp/sek...

günahsa
yazsınlar deftere.
bir günahın daha hesabından
kaçacak değiliz ya.
hem kim bilir,
belki bazı günahlar
insanın kalbini
bazı sevaplardan daha temiz bırakır.

ben seni
helalime yazamadım belki,
ama harama da yakıştıramadım.
sen benim
adı konulamayan tarafımdın.
ne tamamen bendin
ne de senden vazgeçebildim.

onun için diyorum

helal değilsen haramım ol,
yeter ki yalanım olma.

bana sevmediğin halde
seviyorum deme.
gideceksen
kalacağım diye sarılma.
başkasına ait bir kalple
benim kapımı çalma.

çünkü insan
ihaneti bazen affediyor da
kendisine söylenmiş güzel bir yalanı
ömür boyu unutamıyor.

ben senden sonra
en çok buna kızdım

sana değil.
sana inanan bana.

ne aptalmışım be.
bir çift göze
koca bir ömür sığdırmışım.
bir gülüşüne
yarınlarımı vermişim.
sen gitmem dediğinde
kapıları sökmüşüm evimden.

meğer insanın
en sağlam kilidi bile
sevdiğine işlemiyormuş.

yine de.
elini tuttuğumda
taşa döneceksem döneyim.
hiç değilse son halim
sana dokunmuş olsun.

bırak beni
bir heykel gibi yanında.
görenler desin ki

bu adam
birini çok sevmiş olmalı.

sen bil yeter.
bir zamanlar
sana bakarken gözlerimin
neden sustuğunu.
adını duyunca sesimin
neden değiştiğini.
herkes giderken
benim neden kaldığımı.

sen bil.

çünkü ben
sana kavuşmaktan çok
senin tarafından anlaşılmayı istedim.
bir insanın
bir insandan isteyebileceği
en büyük şey belki de buydu

beni anla.

sevmesen de anla.
dönmesen de anla.
ben seni neden
bunca yıl içimde taşıdım,
bir kere olsun anla.
sonra istersen yine git.

ama gelirsen.
ihanetini getirme yanında.
gururunu getirme.
o çok sevdiğin öfkeni de
bir gece başkasına emanet et.

eski hesapları getirme.
kim haklıydı,
kim haksızdı,
hangi söz nerede söylendi,
hangi kapı kimin yüzüne kapandı.
getirme.

bir tek kendini getir.

hani ilk tanıdığım halin vardı ya,
gülerken gözlerinin içi gülen.
işte onu getir.

ben de sana
ilk sevdiğim halimle geleyim.
henüz kırılmamış,
henüz şüphe etmeyi öğrenmemiş,
bir insanın sözüne
bir ömür inanabilecek kadar
saf halimle.

belki yeniden başlayamayız.
belki bazı şeylerin
ikincisi olmaz.
kırılmış bardaktan
su içilir de
eski berraklığı bulunmaz.

biliyorum.
ben artık
mucize bekleyecek yaşta değilim.
zaten senden
bir ömür de istemiyorum.

bir gece.
bir sarılış.
bir özledim.

bir de gözlerime bakıp
hiçbir yere gitmeyecekmişsin gibi
seviyorum de.

yalan olacaksa bile
öyle güzel söyle ki
gerçeğin canı sıkılsın.

sonra sabah olsun.
gidersen git.
kapıyı da ben açarım.
ardından
kal demem.

çünkü bazı insanlar
kalmak için değil,
insanın içinde
ömür boyu eksik kalmak için gelirmiş.

bunu senden öğrendim.

bazı aşklar kavuşunca değil,
kavuşamayınca büyürmüş.
bazı isimler
dilden düşünce değil,
duaya karışınca unutulmazmış.

sen benim
duaya karışmış tarafımsın.

ne zaman ellerimi açsam
adını söylememeye çalışıyorum.
Allah biliyor ya,
en çok da o zaman
seni söylüyorum.

unuttur diyemiyorum.
geri getir demeye
gururum yetmiyor.
mutlu olsun diyorum.

sonra içimden küçük,
çok küçük,
utanmaz bir ses ekliyor

ama mümkünse benimle.

işte insan dediğin böyle bir şey.
bir yanı vazgeçiyor,
öteki yanı kapıda bekliyor.
bir yanı
bitti diyor,
öteki yanı
her ayak sesinde seni sanıyor.

ben de yoruldum be.

seni sevmekten değil.

sensiz seni sevmekten yoruldum.

bir hayalin elini tutmaktan,
bir fotoğrafın gözlerine bakmaktan,
söylenmemiş cümlelere
cevap vermekten yoruldum.
her gece
seni unutmaya yatıp,
her sabah
seni hatırlayarak uyanmaktan yoruldum.

insan sevdiğini kaybedince
bir kere ağlamıyor meğer.
çayı koyarken,
bir şarkı çalarken,
sokakta tanıdık bir koku geçerken,
kalabalıkta sana benzeyen
bir omuz görünce.

insan sevdiğini
bin küçük yerde
bin kere kaybediyormuş.

bunu da senden öğrendim.

onun için
bir gelsen.
öyle sonsuza kadar değil.
bir ömür hiç değil.
bir geceliğine.

karşıma otursan.
ben sana bakıp
kaybettiğim yılları saysam.
sen bana bakıp
neden geç kaldığını düşünsen.

sonra hiçbir şey söylemesek.
çünkü bazı vedaların
kelimeye ihtiyacı yoktur.

bir bakış yeter.
bir titreyen el.
bir yarım gülüş.
bir de insanın boğazına gelip
çıkmayan o iki kelime

gitme be.

ama giderdin sen.
bilirim.
belki yine gidersin.

bu yüzden senden
kalmanı istemiyorum artık.
sadece bir kere
gerçekten gelmeni istiyorum.

gövdenle değil yalnız.
kalbinle.

aklını başka yerde bırakmadan,
gözlerini kaçırmadan,
beni bir başkasının yerine koymadan
gel.

ihanet etmeden gel.

çünkü ben seni
kusursuz olduğun için sevmedim.
kusurlarını bile
kendime yara diye aldım.
senden kalan ne varsa
taşıdım.

bir tek ihaneti taşıyamam.

onu getirirsen
kapıyı ben kapatırım.

ama sevgin kaldıysa bir yerde,
bir çekmecenin dibinde,
eski bir fotoğrafın arkasında,
unutulmuş bir şarkının içinde.

onu al da gel.

çok şey istemiyorum be.
ne gençliğimi geri ver,
ne kaybettiğim yılları.
ne de yarım kalan ömrü
baştan yaz.

ben senden
geçmişi düzeltmeni istemiyorum.
geçmiş dediğin
kırılmış bir ayna zaten,
hangi parçasına baksam
başka bir halim çıkıyor karşıma.

birinde seni seviyorum,
birinde sana kızıyorum,
birinde seni affediyorum,
birinde hala kapıyı yüzüne çarpıyorum.

ama hangi parçaya baksam
arkamda yine sen varsın.

demek ki insan
bazılarını hayatından çıkarıyor da
hikayesinden çıkaramıyor.

sadece bir kere
karşımda dur.
ve bana
bunca zaman beklediğime değecek
tek bir cümle söyle.

belki özledim dersin.
belki affet.
belki hiçbir şey diyemez,
başını önüne eğersin.

o da yeter.

çünkü gözlerin
dilinden daha az yalan söylerdi.

ben anlarım.

sonra istersen
bütün şehir sussun.
bütün ışıklar sönsün.
sabah olsun.
kuşlar uyansın.
hayat kaldığı yerden
devam etsin.

sen yine kendi yoluna,
ben yine kendi yalnızlığıma.

razıyım.

ama giderken
bir kere dönüp bak.
bileyim ki
bu hikayede yalnız ben yanmamışım.
bileyim ki
bir yerinde senin de canın acımış.

bileyim ki
ben seni ömrüm sandığımda
sen beni yalnızca
bir vakit geçirme sanmamışsın.

işte o zaman
hiçbir şey istemem senden.
ne hesap sorarım,
ne yolunu keserim,
ne de neden? derim.

bazı soruların cevabı
insanı iyileştirmiyor çünkü.
bazı cevaplar
yarayı kapatmak yerine
yeniden kanatıyor.

ben artık
cevap değil,
huzur istiyorum.

ve belki de ilk defa
seni değil.

sende bıraktığım kendimi
geri istiyorum.

o saf adamı.
bir söze inanan,
bir bakışa ömür veren,
sevdiği için utanmayan,
kaybedeceğini bilse de
yine seven adamı.

onu bana geri ver.

sonra git.

bu defa
arkandan gelmem.

çünkü öğrendim

aşk bazen
peşinden gitmek değil,
durman gereken yerde
durabilmekmiş.

sevmek bazen
benim ol demek değil,
yolun açık olsun diyebilmekmiş.

ama insan ne kadar öğrenirse öğrensin,
kalbin cahilliğine
söz geçiremiyor be.

aklım seni çoktan uğurladı.
kalbim hala
kapının sesini dinliyor.

işte bütün meselem bu.

sen yoksun.
ama geliş ihtimalin
hala burada.

ben belki seni değil,
o ihtimali seviyorum artık.

bir gün
kapının çalacağını,
karşımda seni göreceğimi,
hiçbir şey olmamış gibi değil,
her şey olmuş da
ikimiz de yorulmuşuz gibi
susacağını düşünüyorum.

sonra ben.

ne bağıracağım,
ne hesap soracağım.

sadece bakacağım sana.
uzun uzun.

insan ömründen kaç yıl götürdüğünü
gözlerinden sayacağım.

ve diyeceğim ki

geç kaldın be.

sen de belki

biliyorum.

işte o iki kelimenin arasına
bir ömür sığacak.

be sen eskisi gibi olacaksın,
ne ben.

ama belki
iki yorgun insan olarak
ilk defa birbirimize
doğruyu söyleyeceğiz.

belki aşkımız kurtulmayacak.
ama yalanlarımız ölecek.

buna da razıyım.

çünkü ben artık
senden bir ömür istemiyorum.

bir gece.
bir sarılış.
bir özledim.
bir affet.

bir de giderken
gözlerime bakıp
bir zamanlar gerçekten sevdiğini
hissettir bana.

hepsi bu.

çok mu be?

alt tarafı
bir ömür seni içinde taşımış,
sana kızarken bile
senden vazgeçememiş,
adını dilinden düşürse de
duasından düşürememiş
ölümlü bir adamım.

ve sen.

benim bu dünyada
sahip olamadığım halde
kaybetmekten en çok korktuğum şeysin.

şimdi gel desem
gelir misin bilmem.

gelsen
kalır mısın,
onu da bilmem.

ama bildiğim bir şey var

bir gün
bu kalp susacak.
bu eller
bir daha kapı açmayacak.
bu gözler
yollarına bakmayacak.

ve o gün geldiğinde
ne gururun bir kıymeti kalacak,
ne öfkenin,
ne kimin haklı olduğunun.

dünya
ikimizi de unutacak.

işte bunun için.

vakit varken,
nefes varken,
birbirimizin adını
hala hatırlıyorken.

bir gelsen be.

bir kere.

son bir kere.

çünkü sen,
alt tarafı
ölümlü bir adamın
ölmeden evvel
Allah'a ettiği
son duasısın...

✍️

Mustafa Alp
Kayıt Tarihi : 16.08.2026 20:26:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!