Gecenin sessizliği çığlıklarımla yırtılırken, ruhumdan süzülen kahırları siliyorum. Bir nefesin kıyısında bin ömür harcadım. Kuytu köşelerde sararken yaralarımı, gözyaşlarımı merhem saydım. Hep bir eksikliğin kabusunda çarmağa gerildim. Yalnızlık kol geziyor yarınlarımda ha bir de muskası var boynumda. Zifiri karanlıkta körebe oynatıyor hayat, sanki gözlerim açılsa çok şey görecekmişim gibi. Harabeye dönmüş gönlümden taifin kanları süzülür, Fırat’ın kenarında susuz bırakılmışım. Yalın ayak cam kırıkları üzerinde yürürken, yaşamanın bedelini ömrüme ödemiştim. Ölüm meleği yanımdaykem, kimseler yoktu cenazemde bir musalla bir de tabut. Toprağa bile yalnız başıma girdim, üzerime toprağımı kendim örttüm; espiri olduğunu sanan katillerimin yanında. Ne bir veda ettim ne de bir dua edecek birilerini hayatımda biriktirebildim. Bu kadar keder denizinin ortasına kimseyi sürükleyemezdim; yanan yansın diyemezdim. Taş kesilmiş duygularımın, merhamet celladına hep boyun büktüm. Merhamet, hep göğüs kafesimi zelzeleye tutturdu. Sonunda ağlayan hep ben oldum.
Neyse sigaram bitti ıslıklı fon müziğininde sonuna geldim. İntihar etmiş saatlerin, kimsesiz dakikalarında şiirimi bitireyim.
Haydi kal acılarla…
Bir aşk kadar zehirli,bir orospu kadar güzel.
Zina yatakları kadar akıcı,terkedilişler kadar hüzünlü.
Sabah serinlikleri; yeni bir aşkın haberlerini getiren
eski yunan ilahelerinin bağbozumu rengi solukları kadar ürpertici.
Öğlen güneşleri; üzüm salkımları kadar sıcak.




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta