Seni Yaşamak Şiiri - Behçet Necatigil

Behçet Necatigil
16 Nisan 1916 - 13 Aralık 1979
286

ŞİİR


143

TAKİPÇİ

Seni Yaşamak

Seni her özlediğimde sevgilim,
Gökyüzüne bakıyorum;
Göğün mavisinde gözlerini görüyorum çünkü.
Seni her özlediğimde bir tanem,
Denizlere bak
..........
..........

Behçet Necatigil
Kayıt Tarihi : 7.8.2000 13:19:00
Şiiri Değerlendir
Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.
  • Necla Küçükhurman
    Necla Küçükhurman

    yolumuza ışıktır her daim üsdatlarımız

  • Gulfem Gulfem
    Gulfem Gulfem

    Behcet Necatigil:)

  • EsoEs
    EsoEs

    Ne güzel bir şiir! Ustalık abidesi... Behçet Necatigil söylemiş söyleyeceğini... Bize laf düşmez...

  • Ozan Ali Aydın
    Ozan Ali Aydın

    büyük ustadan ustalık kokan bir şiir

  • Ozan Ali Aydın
    Ozan Ali Aydın

    yürek sesiniz daim olsun kutluyorum yürek sesinizi kutlarım

  • Can Fırat
    Can Fırat

    seni özledimde üşüyorum
    sana baktığımda ısınıyorum
    bu yüzden gitme uzağıma
    unutma,unutma Güneş'im sensin
    beni sensiz bırakma.

    dedim bende
    ustaya Sevgi'yle

  • Kemal Tavlacı
    Kemal Tavlacı

    Sayın şair şiirinizden esinlendi yüreğimden...

    Yürek çizgilerimin izlerinde seni görüyorum
    Zalim kaderimden seni sorsam hazin cevap
    Sendeki beni , bendeki seni bulamıyorum
    Kanatlandı zavallı yüreğim
    Artık azrail alacak bende can bulamaz
    Beni sende yaşatmadın, aşkın can almış
    Berzahıma uçamam artık uçamam ...Kemal TAVLACI

  • Onur Bilge
    Onur Bilge

    0077 - SENİ YAŞAMAK - SENİ ARAMAK


    SENİ YAŞAMAK

    Seni her özlediğimde sevgilim,
    Gökyüzüne bakıyorum;
    Göğün mavisinde gözlerini görüyorum çünkü.
    Seni her özlediğimde bir tanem,
    Denizlere bakıyorum.
    Ufuğa bakınca mucizeni görüyorum çünkü.
    Seni her özlediğimde bir tanem,
    Kuşlara bakıyorum.
    O kanatlardaki özgürlüğünü görüyorum çünkü.
    Ve aşkım, seni her özlediğimde,
    Adında isyan ediyorum.
    Seni özlemek istemiyorum ben,
    Ben seni yaşamak istiyorum,
    Seni her özlediğimde sana bakmak istiyorum
    Ve seni sende görmek sadece

    Behçet NECATİGİL


    SENİ ARAMAK

    Yaşamak, seni özlemekten ibaret, Aysima… Özlemek ve aramak… Aramak her şeyde, her yaratılanda… Suların akışında, bebeklerin bakışında… Çiçeklerin açışında, kelebeklerin uçuşunda, ağaçların duruşunda… Şarkılarda, şiirlerde, her yerde, her şeyde…

    Daraldıkça atıyorum kendimi dışarıya. Deli divane dolaşıyorum, Antalya’nın taşlı tozlu köy yollarında. Bağlarında bahçelerinde dolanıyorum. Ormanlarında dolaşıyor, oyalanıyorum. Gözlerim Torosların ıssız yamaçlarında, ulaşılmaz doruklarında… Dağlar da usanmış yol gözlemekten. Beklemekten kırışmış yanakları, gözleri yuvalarına kaçmış, saçları başları ağarmış. İnme inmişçesine durgun, vurgun yemişçesine gözleri yaşlı… Dört yanlarından yaşlar boşanmakta, ovayı sulamakta…

    Yerlere koyamıyorum, göklere sermek istiyorum güzelliğini… Varlığını yerlere göklere sığdıramıyorum! Yumruk kadar kalbime nasıl sığdın, nasıl preslenip de, nasıl sıkışıp kaldın, gönlüme kök saldın, benliğimi kapladın, anlayamıyorum! Ruhumun yerini ruhun almış.

    Bütün işim seni aramak gün boyu ve gecelerce… Aramak, çılgınlar gibi, bir türlü bulamamak… Beklemek beklemek hep beklemek… Özlemek özlemek yine özlemek… O kadar ki bilinçaltına depolamak hasreti… Ardından düşlerde görebilme ümidi, pırıl pırıl… O umuşla uyumaya çalışmak, usulca yummak aramaktan yorgun düşen gözleri… Kendinden geçmek…

    Gecenin bir yarısında hıçkırıklara boğularak uyanmak, ne olduğunu anlamadan adını tekrarlamaya başlamak, nefes arasında… Sudan çıkmış balık gibi titreyen bir bedenle çırpınıp durmak… Bilinçsizce yalpalamak, vurmak duvardan duvara… İç sesimle bağıra bağıra!

    Sonra durup düşünmek: “Ne görmüştüm ben?” diye… Bellek arşivinin kapılarını zorlamak art arda… Rüya ormanlarını arşınlamak, bir ipucu bulabilme umuduyla…

    Katiller cinayet mahalline gider dururlar ya hani… Kan tutmuş gibi ayrıldığımız yerde buluyorum kendimi düşlerimde. Üç rüyamdan biri seni aramak, bulamamak… Üç günün birinde sokağındayım. Bir yerlerde yer bulmuşum yetim gibi… Dikmişim gözlerimi pencerelerine, kapına… “Ah! Çıksa da uzaktan da olsa görsem, bir anlığına!” diye. Camlar kapalı, perdelerde aralık yok… Kapın dışarıdan çakılı sanki açılması muhal! Hep aynı rüya, hep aynı sıkıcı hal…

    Her yer kırış kıyamet! Herkes caddelerde, sokaklada! Mekân cıvıl cıvıl… Şarkılı türkülü… Rengârenk… Dükkânlar, çay bahçeleri, meyhaneler… Kaldırımlar insan kaynıyor! Gelenler geçenler… Hepsinin yüzüne bakıyor, simanı arıyorum, Aysima! İlkin herkes sen oluyor, seni andırıyor ya da… Dikkatle baktığımda hiçbiri sen değil! Vitrinlerdeki mankenler bile sen oluyor mahsuscuktan. Sözbirliği etmiş gibi onlar dâhil, herkes… Bikes bakışlarımda hüzün, yoklara karışmış ayın on dördü yüzün… Yüzüm yaş içinde, yüreğim yaslı, ruhum yaşlı … Telaşlı telaşlı gidip gelen insanlar… Ellerinde poşetler, çantalar… Aklımda peş peşe mutlu anılar… Paha biçilmez anlar… Rüya gibi yaşamışız biz bir zamanlar…

    Benim bütün işim gözlerini düşlemek mi? Bakışlarını aramak… Uçsuz bucaksız maviliklerde aramak bakışlarının derinliğini, ruhunun dinginliğini… Gökyüzüne bakmak uzun uzun… Şekilden şekle giren bulutlardan anlamlar çıkararak avunmaya çalışmak… Göz kamaştırıcı güneşin yakıcı ışınları altında Akdeniz’in baş döndürücü berrak laciverdinin şiirsel parlaklığına saplanmak, dalıp gitmek dakikalarca… Ufukların enginliğinde erimek, yitmek…

    Uçuşan kuşların kanatlarında görmek özgürlüğünü… Yalnızlığa mahkûmiyetimi düşünmek… Aşka tutsaklığımı, hem de müebbet… Ardı hep isyan…

    Nisyanın esamesinin okunmadığı yerdeyim. Tüm beklentilerin çölleştiği, gözyaşlarımın gölleştiği yerde… En yakıcı hasret ateşi altında… İçim yanık, tenim kavruk, dudaklarım çatlak… Çatlayan topraklar gibi dilim dilim dilim, kalbim, ellerim, her yerim…

    Seni görmek, seni yaşamak istiyorum ben, özleminle çıldırmak değil! Özlemeye fırsat kalmasın istiyorum. Hep yanımda olmanı, nefes nefes ciğerlerime dolmanı… Benim olmanı ve benim kalmanı…

    Özlemekten yoruldum artık daha fazla zorlama beni. Hayalinin ardından bakakalmaktan usandım. Yanacağım kadar yandım, daha yetmedi mi?

    Azat edilen kuşlar gibi uçup gittin avuçlarımdan. Onlar bir daha arkalarına dönüp bakmazlar. Aynı pervazlara konmazlar bir daha. Sakın sen öyle yapma! Daha fazla saklanma perdelerin arkasına, kapıların ardına!

    “Elma!” dersem çıkacaktın ya! “Elma!” dedim çıkmadın, “Armut!..” dedim, çıkmadın. “Öldüm!..” diyorum çık!

    Çık artık saklandığın yerden! Çelik çömlek patladı!

    ***
    Onur BİLGE
    ŞİİR FISILTILARI - 0077

  • Yavuz Bilgiç
    Yavuz Bilgiç

    ARKADAŞLAR NASIL OLMUŞ

  • Doğa Fendi
    Doğa Fendi

    Şair bir sözcüğe, bir söyleme, bir dizeye birden fazla anlam yükleyerek ilk bakışta basit gibi duran şiirlerin sihirbazıdır. O basit gibi duran şiirleri okumak çok keyif verir, derinine inmek için okuyucudan çaba ister şiir;neredeyse bir Behçet Necatigil mihmandarına gereksinimi vardır okuyucunun. Onun şiirinde anlam tek değildir.

TÜM YORUMLAR (49)