29 Mart 1998 tarihinde Kütahya’nın Gediz ilçesinde doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Gediz’de tamamladı. 2021 yılında Kastamonu Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü kazandı. Edebiyat ve şiir alanındaki çalışmalarını sürdürmektedir.
Her yaşın acemisidir insan.
Her vaktin, her anın, her kalemin…
Bir satıra saklıdır insan.
Bir kelimenin, bir cümlenin, bir satırın…
“İnsan, alışkanlıklarının çocuğudur.”
Bir söz bırakmış zamana İbn Haldun.
Peki…
Hangi alışkanlığın iziydi
yüzümüzdeki çizgiler?
Çiçekli şiirler yazmama kızıyorsunuz belki, hanımefendi.
Bilmiyorsunuz darmadağın gövdemi;
dolunayın gölgesine saklıyorum.
Karanlıkta oturuyorum;
ne ateşi yakıyorum ne de ışıkları.
Gözlerine baktığım ilk anda
mutluluğun nasıl bir renk olduğunu öğrendim.
Kokunu içime çektiğim o ilk nefeste
yaşamanın yalnızca nefes almak olmadığını anladım.
Ellerin ellerime değdiğinde ise
kendime vardım;
Gökyüzünün karmaşası başlar gecenin en uç saatinde
Kandırır puslu geceyi mavi en koyu ritminde
Yıldızlar kalır siyahın engin dehlizinde
ve bir hilal doğar semalardan
Sessizce ama yırtıcı bir sesle
İyi ki Varsın Dost
Sakin akan bir dere misaliydi dostluğun,
Gönüllere huzur veren en duru yoldu varlığın.
Vefan vardı; eksilmeyen, tükenmeyen,
Kardeşliğin ise zamana meydan okuyan.
Aslında bütün mesele insan kalabilmekteydi;
Aldanma rengine dünyanın, onun da bir hükmü var!
Kuşlara da fazla imrenme, uçmanın da bir edebi var,
Düşmekten korkma sakın, yerin de bir imtiyazı var.
Kalabalık caddelerde seni hissedebilenle kal,
Tuhaf günlerde seni okuyabilmesini bilenle kal.
Nazenin ömrümüzün bir dizinidir bu;
Kaybolmuşluklar içinde çırpınan hisler.
Yaşam senaryosunda söylenip geçen deyişler,
Dünya meşakkatinde yitip giden gidişler.
Var sandığımız, ama çoktan yok olmuş inişler.
Kimseyle bir savaşım yok artık…
Ben, en çetin savaşları
Kendi içimde verenlerdenim.
Sessizliğin diliyle konuşur,
Yaralarımı gülüşlerimin ardına saklarım.
İçinde, denizlerin derinliğini aşan, okyanusların ufuksuz sessizliğine benzeyen bir his büyüyordu. Ne adı vardı ne de sınırı; yalnızca varlığıyla bütün benliğini kuşatan bir boşluktu.
Zaman, uçurumun kıyısında usulca çözülüyor; boşluğun ötesine, insan aklının erişemeyeceği bir yere doğru akıp gidiyordu.
Her geçen an, kendinden biraz daha eksiliyor; geride yalnızca hatıraların yankısını bırakıyordu.
Bir an duraksadı.




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!