Benimle kalan eksik ben Şiiri - Erkan Ta ...

Erkan Tankut
60

ŞİİR


0

TAKİPÇİ

Benimle kalan eksik ben

Bir vakitler
yüreğimin iç cebinde sakladığım umutlar
şimdi paslanmış bir çakı gibi açılmıyor
Düştüğüm sokaklar aynı
ama yürüyen ben
aynı değilim.

Aşk dedikleri o renkli gürültü,
bende eski bir radyo cızırtısı artık
frekansı hep kayık,
sesi hep yarım,
hikâyesinde hep ben eksik.

İçimde, ıslak bir kibrit kutusu gibi
yanmayı beceremeyen arzular duruyor
ne tutuşabiliyor,
ne de tamamen sönüyorlar.

Kırgınlığım öyle derinden değil
içten içe çökük.
Bir binanın kolonundaki gizli bir çatlak gibi
kimse görmüyor ama
ben her adımda duyuyorum o sızıyı.

Kendimi arıyorum…
hâlâ.
Eski bir tren penceresinden dışarı bakar gibi
gelmeyen istasyonları bekleyerek,
hiç inmediğim şehirlerin adını ezberleyerek,
hiç tutmadığım ellerin sıcaklığını unutarak
Kendimi arıyorum…
Bildiğim tek şey
Ben, bende kaybolmuşum.
Bana varan yol,
benden kaçıyor.

Ve biliyor musun
Bazen diyorum ki
“Belki de insan,
kendini bulmak için önce iyice yorulmalı
tükendiğini sanacak kadar…” Bazen düşünüyorum
insan kaç kere kendine çarpar da
kırılmadan yürümeye devam eder?
Sahi, dayanıklılık mı bu,
yoksa alışkanlık mı acıya?
Bilmiyorum.
Ben artık hiçbir şeyi
ilk anındaki kadar bilmiyorum.

İçimde bir yer var
kimsenin bilmediği bir bodrum katı.
Orada yıllar önce unuttuğum ben,
tozlanmış yüzüyle küskün duruyor.
Ben ona inemedikçe
o da yukarı çıkmayı bırakmış.
Aramızda eski bir merdiven var,
gıcırtıları bile kırgın bana.

Kendime diyorum ki
“Sen ne zaman bu kadar yoruldun?”
Cevap gelmiyor;
çünkü yorgunluk bir anda olmaz,
ufak ufak çöker insanın üstüne
bir bakışla,
bir sözle,
bir terk edilişle,
bir ‘hiçbir şey olmamış gibi’ gidişle…

Aşk…
şimdi o kelime bile üstü çizilmiş bir mektup gibi.
Bir zamanlar dudaklarımda sıcak duran şey,
şimdi cebimde taşıdığım
soğuk bir madeni para gibi.
Harcamaya kıyamıyorum,
bir işe de yaramıyor zaten.

İçimden biri sürekli konuşuyor
“Bu değildi aradığın hayat.
Bu değildi beklediğin insan.
Bu değildi kurduğun masalın sonu…”
Ama o sesin kendisi bile
yıpranmış bir umudun son temsilcisi sanki.
Bazen o bile konuşmaktan yoruluyor.
Ben susuyorum.
İkimiz birden susuyoruz,
ve o sessizlik…
işte en gerçek acı o.

Gece uzun.
Karanlık, sanki yere oturmuş yaşlı bir misafir gibi
kalkmaya niyeti yok.
Ben de yanı başına oturup
derin derin düşünüyorum
“Kaybolmak aslında bir tercih olabilir mi?”
Belki de benden kaçan ben,
bulunmak istemiyordur artık.
Kim bilir?

Sabah olunca aynaya bakıyorum
Gözlerimde biriken yorgunluk,
sözlerimde biriken titreme,
kalbimde biriken ‘artık yeter’ sesi…
Bir de derinden gelen
o utangaç itiraf
“Ben hâlâ iyileşemedim…”

Ve en çok şu deli soruya takılıyorum
“Kendini arayan biri,
kendini bulduğunda
acısı geçer mi?”
Yoksa her buluş,
bir başka vedanın başlangıcı mı?

Bilmiyorum
Tek bildiğim
içimde hâlâ bir sokak lambası yanıyor.
Titrek, eski, sarı…
Ama sönmedi daha.
Belki de o lamba,
beni bana götürecek son izdir. Biliyor musun
bazen kendi ruhumun eşiğinde oturmuş,
kapıyı çalmaya cesaret edemeyen
bir yabancı gibi hissediyorum kendimi.
Kapı benim,
içerideki ben,
dışarıdaki ben…
Ama biri diğerine hâlâ yabancı.

Diyorum ki içimden
“Ne zaman bu kadar çoğaldın?”
Eskiden bir tek bendim
şimdi içimde konuşan onlarca ses var.
Kimisi suskunluğuma kızıyor,
kimisi kırgınlığıma sahip çıkıyor,
kimisi de
“Bırak artık, yürümeye mecalin yok,”
diye fısıldıyor kulağıma.

Yürümekten bahsetmişken…
Hayatın bazı yolları
insanı geriye götürür
İleri yürürsün,
ama içindeki adımlar
hep geçmişe basar.
Ben kimi zaman
20’li yaşlarımdan çok önce yükselen
o çocuk kırgınlıklarına dönüyorum
çünkü belki de kaybolduğum yer
tam orasıydı.

Ve içimde bir hesaplaşma başlıyor
“Niye böyle oldun?”
“Kalbin niye çabuk kırılıyor?”
“Niye herkesi taşımaya çalıştın da
kimse seni taşımadı?”
Bu sorulara cevap yok
çünkü cevap aradığım herkes
çoktan başka istasyonlarda indi.

Belki de
ben insanlara değil,
insanların içimde bıraktığı boşluklara alıştım.
O boşluklar büyüdükçe
ben küçüldüm.
Küçüldükçe de
kimse fark etmedi.

Sonra bir gece,
kendime şöyle dedim
“Belki de seni yoran aşk değil,
beklediğin karşılık…”
Evet, en ağır yük
karşılıksız kalan iyi niyetlerdir.
İnsan iyilik ettikçe değil,
karşılık görmedikçe yorulur.

Ama yine de,
hangi yürek tamamen küser ki sevgiye?
Ben bile küsmedim.
Sadece…
yolu uzattım.
Kendime varana kadar
birkaç kez daha kaybolmayı göze aldım.

Sonunda içimde
soluk bir cümle yankılandı:
“Bulmak için değil,
tamir olmak için arıyorsun kendini…”
İşte o an anladım
benim derdim yolun sonu değil,
yolda toparladığım parçalarla
yeniden bir bütün olabilmek.

Ve biliyor musun?
İçimdeki o eski sokak lambası,
bu kez daha parlak göründü gözüme.
Belki de benim yolum,
hiç bitmeyecek bir arayışın
en aydınlık hâlidir. “Ben kendimi ararken kaybolmadım; kayboldukça aslında kendime yaklaştım.”

Erkan Tankut
Kayıt Tarihi : 3.1.2026 23:43:00
Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Yıldız Şiiri Değerlendir
Hikayesi:


Erkan Tankut Kaleminden....

Yorumunuz 5 dakika içinde sitede görüntülenecektir.

Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!