Dönüyor başım, ağrıyor gözlerim;
Titrer ellerim, konuşamaz dilim…
Seni görmedikten sonra ben neyleyim?
Ufukta bir ışık titriyor yalnızlığımla…
Gözümde parlıyor bir mehtap parıltısı;
Sessiz gecede yankılanıyor adın…
Rüzgar taşıyor içimdeki yalnızlığı;
Kalbim seninle titriyor hâlâ…
Lütfen, ben gidene kadar bekleme!
Gel demesem de, benden hiç gitme…
Uzaklaşma benden; ya beni bekleme,
Ya beni bugün sev, ya da hiç gitme…
Kayıt Tarihi : 11.06.2026 02:45:00
Şiiri Değerlendir
© Bu şiirin her türlü telif hakkı şairin kendisine ve / veya temsilcilerine aittir.
Sevgi nedir? Sevgi çabalamak değil miydi? Bunu ilk kez kendime sorduğumda, elimde yarım kalmış bir mektup vardı. Mürekkebi dağılmış, kelimeleri aceleyle yazılmış ama anlamı ağır bir mektup… Sanki her harfi, söylenememiş bir cümlenin yerine nefes alıyordu. O mektubu yazan bendim. Ama asıl yazamadığım şey, onun gözlerine bakarken içimde büyüyen sessizlikti. Onu ilk gördüğüm gün, hiçbir şey olmamıştı aslında. Dünya dönmeye devam etmiş, insanlar yürümüş, şehir kendi gürültüsünü sürdürmüştü. Ama benim içimde bir şey yerinden oynamıştı. Sanki yıllardır yerinde duran bir taş, bir bakışla yuvarlanmıştı kalbimin en derin yerine. Sonra günler geldi. Ve her gün, biraz daha eksildim. Dönüyor başım, ağrıyor gözlerim; Titrer ellerim, konuşamaz dilim… Onu gördüğümde böyle oluyordu. Sanki bedenim, kalbimin ne yaptığını anlayamıyordu. Onu görmeden geçen her saat, içimde görünmez bir fırtına bırakıyordu. Ama asıl fırtına, gördüğümde kopuyordu. Çünkü bazı insanlar uzaklıkta özlenir, yakınlıkta kaybolursun. Ben onu kaybetmemek için sustum. Sustukça büyüdü içimdeki ses. Gözümde parlıyor bir mehtap parıltısı; Sessiz gecede yankılanıyor adın… O gece, gökyüzü bile fazla kalabalıktı. Yıldızlar sanki bize bakıyordu. Ben ona bakamıyordum. Çünkü bakarsam, içimde tuttuğum her şey dökülecek diye korkuyordum. İnsan bazen en çok sevdiğine bakamaz; çünkü bakış, gerçeği büyütür. Ve gerçek, bazen taşınamayacak kadar ağırdır. O, gitmeye yakın olduğunu söylemedi. Ama ben hissettim. İnsan, sevdiğinin uzaklaşmasını kelimelerden önce hisseder. Bir adım geri çekilişten, bir cümlenin yarım kalışından, bir bakışın artık eskisi gibi durmayışından… Rüzgar taşıyor içimdeki yalnızlığı; Kalbim seninle titriyor hâlâ… O günlerde, en çok kendime kızıyordum. Çünkü sevmek, sadece hissetmek değildi. Söylemekti. Kalmak için birini ikna etmek değil, onun yanında kalmayı öğrenmekti. Ben ise sadece beklemiştim. Sessizce, korkarak, kaybetmemek için daha çok kaybederek… Son görüşümüz bir sabah oldu. Güneş vardı ama ısıtmıyordu. Sözler kısa, bakışlar uzun değildi. Her şey bitmiş gibi değil, yarım kalmış gibi duruyordu. En kötüsü de buydu: Bitmeyen şeyler daha çok acıtır. O giderken arkasından bakamadım. Çünkü bakarsam, gitmesini gerçek yapacaktım. Ve ben gerçeklerden hep kaçtım. Şimdi kendime soruyorum. Sevgi nedir? Sevgi çabalamak değil miydi? Belki de evet. En başından beri içimde bir yerde biliyordum: Çabalamak bazen bir şeyi kurtarmaz, sadece seni o şeyin içinde daha uzun süre tutar. Ve en çok da şunu öğrendim: Bazı insanlar “gitme” denmediği için gider. Bazıları ise “kal” denmesine rağmen kalamaz. Geriye sadece bir ışık kalır ufukta titreyen… Ve onun içinde kaybolan bir ses: “Ya beni bugün sev… ya da hiç gitme…”




Bu şiire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!