Saçlarımı uzattım, gidecek yerim yoktu.
Kapı eşiğinde bir kahve fincanını parçalayıp bileklerimde gezdirdim sivrilttiğim kısmını.
İki büklüm oturuyordum, buna rağmen dimdik duruyordu omuzlarım.
Saçlarımı uzatmışım ya, sanki şu kapıdan içeriye girecekmişsin ya…
Şimdi ben cephede değilim ama kuma da gömmedim kafamı.
Sanki şimdi gelecekmişsin gibi avutuyorum kendimi.
Sanki o kedi hiç ölmemiş, bağrım hiç delinmemiş.
Öyle sevdalar vardır, biter baslar;
Buruk tatlar vardır, ağızda şurup giden;
Bir aşka vuran güneş kolayca batmıyor.
Yanıyor bin kollu şamdanı, tutuşuyor
Ufkunuzda camları göksel konağının
Ve bir yaz aksamı buhurdan gibi tüten
Devamını Oku
Buruk tatlar vardır, ağızda şurup giden;
Bir aşka vuran güneş kolayca batmıyor.
Yanıyor bin kollu şamdanı, tutuşuyor
Ufkunuzda camları göksel konağının
Ve bir yaz aksamı buhurdan gibi tüten




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta