Güneş, yana yana erirken dağların ardında;
Bir Anka gibi küllerinden doğacak, sabaha...
Kalırsa bir hicran ateşi kalır ardında;
Çökerken karanlık, hüzün rengi ufukta.
Bu kasvetli hicran akşamlarında;
Bir rüya sızıntısıdır; akar gider gözlerinden zaman...
Avuçlarında bir kar tanesidir, özlem dolu yıllar.
Bir hayal gibi tüketirsin; hiç farkında olmadan...
Gün gelir; saçlarına düşünce karlar, anlarsın!
Beyhude olduğunu, peşinde koştuğun ümitlerin;
Bu kalp; nice güzellere vuruldu...
Nice sevdalarla çalkalandı, duruldu.
Uçsuz bucaksız sevgilere yelken açtı;
Nice hırçın dalgalarla savaştı,
En azgın rüzgârlarla savruldu,
Ne fırtınalı aşklarla yoruldu...
Acı tecrübelerden bıktım; artık çok yoruldum...
Yılkı tayları gibi uçsuz bucaksız, yemyeşil çayırlarda
Özgürce koşarken, göğsüm asi rüzgârlarda;
Boynuma kement, ayaklarıma prangalar vuruldu!
Hırçın bir dalga idim; kıyılara vura vura duruldum...
Ey güzel Akdeniz, ey!
Doğası, güneşi, denizi...
Bir başka güzeldir;
Yeşili, turkuazı, mavisi.
Memleketimin mavi incisi:
Akdeniz!
İflah olmaz derde düçar oldu gönül; bîçareyim.
Meftun olup içtim aşkın bâdesini... Mestâneyim!
İzin ararım diyar diyar; yolun kaybetmiş, divâneyim.
Gezer dururum çöllerde Mecnun misali; avareyim...
Himmetinle şu dâr-ı dünyaya geldim geleli;
Ne maymun iştahlıymışsın sen;
Dur durak bilmiyorsun...
Bir orada, bir burada,
Gününü gün ediyorsun!
Bir bakıyorsun Ege’de,
Ay karanlık...
Mehtap, denizde boğulmuş;
Martılar çığlık çığlığa!
Yıldızlar sönmüş,
Bulutlar ağlamaklı...
Rüzgârlar susmuş,
Bu bozkırlarda doğdum;
Yürümeyi... baş açık, yalın ayak.
Ciğerlerim patlayana dek bulutların gölgesinde koşmayı
Ve rüzgârların önünde dörtnala at sürmeyi;
Bu bozkırlarda öğrendim.
Mevsimlerden hazan, yıllardan bilmem ne bela...
Gardan uğurlarken seni, bir cumartesiydi.
Sana veda ederken kulaklarımda hâlâ;
Raylarda bestelenen, bir ayrılık senfonisiydi!
Nedense ayrılırken hiç vedalaşmamıştık...




Bu şaire henüz hiç kimse yorum yapmadı. İlk yorum yapan sen ol!