1929'da Gümüşhane'nin Kelkit İlçesinde doğdu.Ortaokulu Gümüşhane'de liseyi Trabzon ve Erzurum liselerinde okudu. Şiire ilgisi lise yıllarında başladı.Yazdığı şiirler, okul gazetesinde yayınlandı. Lise sonrasında kısa memuriyetlerde bulundu. Şiirleri Demokrat Gümüşhane adlı yerel gazetede yayınlandı. Aynı gazetede uzun yıllar 'Günlerin Getirdikleri' köşesinde başyazılar yazdı.Bu yazı ve şiirlerde Be-Kâ ya da Bedihi Kâzım mahlaslarını kullandı. Şiirleri, döneminin etkisiyle sade ve hece ağırlıklı duygusal ve eleştirel bir yapıda idi.
Bu arada Hukuk Fakültesinde okudu. Aktif siyasetin içinde bulundu.1970'li yılların başında siyaseti bıraktı. Yaşadıklarını sorgulayan ve bir arayışı ifade eden dolu ve hüzünlü duyguları 'Unutmak İsterim', 'Bendeki Ben', 'İçimdeki Yarayı' şiirleriyle mısralara döküldü. Kelkit'in Kurtuluşu hakkında yazdığı 'Kelkit Ovası' şiiri Kelkit'te büyük ilgi topladı ve çoğu kimse tarafından ezberlendi.
Bir ömür süren düşünsel arayışının sonunda 'arılanmış', 'durulanmış' ve 'süzülmüş' olarak hayata bakışını ve yaşamını yeni baştan inşa etti.
O, hep ülkesinin sorunlarını düşündü. Ömrü okumakla geçti. Okudu, hep okudu. Kendi kuşağından bir çoğunun aksine, her zaman dogmalara, körü körüne inanmaya, bağlanmaya ve hurafelere karşı oldu.
Eşini kaybettikten sonra, hayatta tek başına kalması karşısında büyük bir tevekkülle son gününü bekledi.Son anına kadar okumaktan geri durmadan… Gelecekten hiç ümit kesmeden... Ve bir gün, bu topraklarda insanların gerçekten özgürleşecekleri, bilgiyle donanacakları ve kendi değerlerinden yeni bir dünya, yeni bir medeniyet inşa edecekleri umudunu hiç yitirmeden…
(Kaynak: Nazım Nasuhbeyoğlu; Güzel Bir İnsanın Ardından; Gün Bitimi; s.7-11; Yıl; 2004)
Eserleri
Gün Bitimi - 2004
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




-
Fahrettin Köseoğlu
Tüm Yorumlarkelkit kadar engin..kelkit kadar şirin yüreğinle var ol daima..