Bu hal Tevrat inanırları ile başlamıştır. Bir pagan Sezar iken Konstantin, iktidar olunca güya Hıristiyan birliğini, imparatorluk birliğine çevirmek için, dini toplumsal yaşamın temeline yerleştirdi. İktidar oluşla monoteist anlayış zulmü zirveye taşıdı. Bir kere, erkin gücü, kilise ile imparator arasında paylaşılamadığından, ilk önce, birlik buralardaki çatışmalardan dolayı da sağlanamıyordu.
Başlangıçta pagan Ya da payen Roma'nın, Hıristiyanlara bakışı şöyle idi: Hıristiyanlığa tahammülsüz, hoşgörüsüz, olmalarından ve tek kurtuluşçu anlayışın kendileri olmaları vs. hesabı ile Hıristiyanlara, (dinsizlik aşılıyorlar diye) işkence ve zulüm yaptılar. Konstantin’le birlikte iktidar olan Hıristiyanlık, iktidara geçince payenlere zulüm ve işkence uyguladılar. Adeta tam bir hoşgörüsüzlük abidesi sergilendi. Kendisini mutlak kurtuluşçu din ilan eden Hıristiyanlık, rakipleri öldürerek düşünmekten kurtarıyordu!
Hoşgörüsüzlük bununla kalsa iyi! Ortodokslar sapkınlara zulüm ederlerdi. Alev alev odun yığınları üstünde kadın erkek yakılırdı. Yakılan sapkınlık aslında özgür düşünce idi. Farklı inançtan müminlerle ve aynı inançtan olupta, farklı düşünen müminler, kişisel fikirler yakılıyordu. Nasıl Hıristiyanlığa inanmak özgür düşünce ise, inanmamakta özgür düşünce idi. Ama monoteist anlayış insanları yakıyordu. Hem de kendi mümkünlüğünü sağlamaya muktedir Tanrı adına!
Sofu Robert, 1022'de piskoposlar ve baronlar kurultayından; “”sapkınlar yakılacaktır”” diye karar çıkartır. Özgür düşünce cenderededir. Yağma, ölüm, korku, tırsma kol gezmektedir. Engizisyonun sanıkları, yaşlı, hasta, güçsüz, sakat, kadın erkek, çocuk olabilmektedir. Çocukları, ana babaya karşı şahitlik etmesi gözü dönmüşlüğü içinde davranılırdı. Bunlar yetmez gibi, işkenceler, dar ağaçları ve alevli meşalelerle de zulüm ve öldürme ayyuka idi.
Özgür düşünme artık sadece sapkınlarla! (heteredoks kesim) * skolâstiklerin düşünce çarpışması değildir. 13. yüzyılda Bacon “”deneysel bilim”” demiş, yalnızca deneyin doğrulayıcı olduğunu söylüyordu. Bu söylemle, öylesine bir sarsıntı yaratılır ki, faturası; Bacon'a yalnızlaştırılmaya, kimse konuşturulup ilişki kurdurulmamaya, yani tecrit edilmeğe mal olmuştur. Buda bir çeşit aforozdu.
1346'da “”Olasılığın basit bağıntısından nedensel bağıntılar çıkartılmıştır”” diyen Nikolas d' Autrecourt kilisenin temellerini sarsmıştır. Tabii ki, kilise; yazılarının yakılmasına karar vererek, gülümseyen; sözde müşfik yüzünü göstermiştir!
Zaman gelecek
Zorluklarını yaşayacaksın bilmezliğim
Deli saçmalarımla adamlığa dahilliğim
Akıllı cümleler kuruşum olacak cahilliğim
Duvara mıhlıyorken gölgemi
Bu şu demek geçici olarak tanımlanan doğru, 1789'da da doğru oluyordu. Genel olarak bir grup eğilimleri de doğru oluyordu. Hiç bir şey doğru değildi. Hiçbir şey de saçma değildi! Yani bütün düşünmeler değerliydi. Bütün fikirler anlayışlar değerli değildi. Bu durum bir iflasın anlatımı değil, aksine süren ve sürecek bir daima kavganın savaşın dinamikleşmesi idi.
Yani sürekli oluşun değişmenin kendisi idi. Zaman mekân ve verili koşullarla gözlenip gerçekleniyordu bu da o doğrunun referans koşulları idi. Birbirine karşı devinen sistemlerin doğruları farklı oluyordu. Doğrular İnançlar gibi değişmemenin değil. Aksine, eş deyişle, değişmemeyi esas alan bir inanır, ben bilimsel ve akılcı tutumdan yanayım diyerekten değişmeyi savunamazdı. Savunursa, maazallah dinden çıkardı. Bunun lamı cimi yoktu!
Bilimsel kavrayış olan doğruya, değişme, dönüşme, gelişmeye kim karşı çıkardı? Tek bir cevap verilir alışkanlığın rahatlık ve tekdüze yalınç kavrarlığı. Bütün sosyal ve grupsal toplumsal travmaların temelinde olan bir ruhsal zorunluluk, toplumsal bazda da, yobazlık gericiliktir. Değişememenin direnişidir.
Teveccühler beni
hep düşündürmüştür
derin derin...
Bazen alaya kaçan
ifsatları duyar gibi olurum
Bu soru birçok düşünmelerle sorgulanabilir. Bu bir durumu anlamak isteyiş olabilir. Bu bir şaşmanın dışa vurumu olabilir. İlişkin bir konuşmanın duruma yatkınlaştırdığı kişileri heyecan birliğine çağıran, son cümlesi olabilir. Bu bir sanki olmaması gereken bir durumda ayıplı bir durumda, bu ayıplılığın açık ediliyor olması gibi bir ifadeyi içerebilir. Konu anlaşılsın diye birkaç olası anlam içermesi, burada sayıldı. Konu bağlamında, fikir özgürlüğü diye ifade edilir gibi kabul edip, irdelersek; söylenebilir son anlamı ele alalım.
“Amerika'nın Irak'ta ne işi var? ”sanki olmaması gereken bir durumda, ayıplı bir durumda, bu ayıplılık açık ediliyor gibi bir ifade içertilebilir. Elbette ülkeler arası ilişkiler toplum ve kişi vicdanları, bir işgali mahkûm kılar. Yine elbette fikir özgürlüğü bağlamında yukarıda birinci bölümde belirttiğimiz örnekler gibi gem almaz düşünmelerin, yalansı durumları, söz konusu olacaktır buradan da.
Uluslar bu tür işgallere karşı ittifak içinde olurken, en ufak bir durumda kendisi karşı olduğu fiili bizatihi yapar olacaktır. Hem işgale karşı olacak, hem kendisi işgal edecektir. Hem hukuku savunacak, hem hukuksuz davranabilecektir. Yani; yalanarak, yediği canlıya acıyıp, gözyaşları döken timsahın durumu burada söz konusudur.
Farklı toplumlardaki, benzer oluşlardaki ikinci yön olacak neden de şöyledir. İlk etnik kültürler toplumsal dönemle birlikte, birbiri ile girişmeleri sonucun da, oluşan yeni yeni aktarımları, yakından uzağa doğru olan etki ve etkilenmelerinden kaynaklanan benzemelerdi. Bu bir iç içe yansımalar kuralıdır.
Artık girişen ilişkiler sosyal etnikti ilişkiler olmayıp toplumsa kültürel ilişkilerdir. Bu nedenle toplumsa kültürlerin farklılığı, birbirini etkileyen kültürler bile olsalar o kültürün eksenle eksen bağdı ilişkisi olan çevre sarımlı kültürün bağ ilişkilerini, farklı toplumlar farklı toplumlara göre oluşla farklı kılabilmelerinden kaynaklı, bir dönelce ilişki farklılığı idi.
'Etnikti sosyal kültürün farklılığı' bir etnik izolasyon ve etnikti bir, birbirine benzememe gibi diğer kültürleri dışlar olmanın yasaktan mana algılı ata kültür olmasından kaynaklı iken. Toplumsal dönemin kültürü; hem, kültürlerin iç içe geç enliğidirler, hem de bu iç içe geçen kültürleri toplumlar, eksenle bağdı ilişki içine sokarlarken, farklı bağ ilişkisi kurarak eksenle çevresindeki sarımı, değişik biçimlerde çevrime sokabilmelerinden kaynaklıdır.
Bu, sosyolojinin (kişinin) : kendi davranışına bir ilişkinlik, bir kabul edilirlik çekimlenmesini temel dayanak noktası olarak referans kılmasıdır. Ve yine tutumunu etnik totem onayı alan meşrulaştırmasıdır. Toplumsal gelişemeyen subjektif yapı, objektif yapı gibi kendisine esas zeminleri benimser ve burada var oluşunu, biçimleyip şekillerdi.
Bu biçimleniş ve ortaya konuş, grubun (kişinin) kendisini anlatma eylemdir. Ve grupların kendilerini ifade etme sanal özgürlüğüdür. Bu bir dinamik gerçekliktir. Ama toplumsal yapıdan giderek kopacak, kişi kişi düzenlemesine kayacak sosyolojidir. Toplumlar halkın bu yapılarını vatandaşlık zemininde kesiştir ve uzlaştırır. Kamusal alanla halkı aktif kılar.
Vatandaşlık bir toplumsal yüküm iken, bir yanı ile de, toplumla halkı buluşturan, halksal yapıyı topluma, toplumsal yapıyı halka, nötr kılan bir baz görevi görür. Yani toplum etnik yapıyı görmez. Yani bu temelle yapılaşma ayrışma eğemenlikleşmeye gitmez. Bunun için vatandaşlık düzleminde çözümünü de üretir.
24]Toplumsal özgürlük, toplumsal güç, toplumsal düşünce kangren olan bacağın, artık vücutla ilişkisinin kesilmesi gibi düşünebilir. Kişi kararı ve kişi düşüncesi olarak beliren karar, toplumsal düşünmenin toplumsal gücün, toplumsal öndeyinin kişilerde belirmesidir.
Genelin ya da vücudun (toplumun) kurtulması için, özel fedalar yapılmasının esamisi bile olmaz. Bazen bacağın fedasında bacağın adı bile anılmazken, sisteminiz yerleştiğinde de, o bacağın protezine değin özgürleşmeyi başarır olmak toplum olaraktan; yüklenmek zorunda olduğunuz bir yükümlülüktür.
Genelin hayatiyet yararının sağlanışlarında kişisel temelde bakışlarla eseflenerek; ' iyi de, kangren bacak kayıp oldu' denilmez! Her gün kaç ameliyatlarla onlarca can, riske girip ne fedalar için ameliyat olmaya yatarlar. Genelin yararı için böylesi kesikli süreklilikler kaçınılmazdır. Böylesi bir ameliyattan sonrada kişiler: 'hiç değilse bizden sonrasının torunlarımızın, çocuklarımızın, hayatı kurtuldu' derler.
25]Sözün gelişi iç şartlarda 1920 ve 1923 yılları arasında gelişecek olan genç cumhuriyetin kendisini dinamikleştirir oluşmaları karşısında, dış konjonktürsellikler de buna karşı, kendi dinamiklerini ortaya koyacaktır. Bunu görmez, bilmez olmak, aydının affedilmez tavrıdır.
Bu bağlamda ve sözün gelişi Anzavurlar ayaklanması ve daha sonraki Şeyh Sayıt ayaklanmaları, dış konjonktürün yararlanmasına açıktı. Ve bu ayaklanmalar, tehdit olan konjonktürce desteklenmeye pek uygundurlar. Üstelik bu isyanların tertibi yuapılırken insan hakları soslu savunmalarla ve güya ayrılıkçı kesimlerin 'kendi kaderini kendilerinin tayin etmeleri' bağlamındaki, emperyalistlerin oyun içinde oyun olan destekçi düşünmelerine de çok uygun gelişmelerdir!
Emperyalistlerin bu karşı iç isyanları sözüm ona insancıl kaygılarla destekler olmalarının nedeni; hem emperyalizmin karşısına dikilen, 'kuvvacı milli direnci çökertme' amaçlarına pek uygundur, hem de daha sonraları genç cumhuriyeti içte çökertme amacına çok uygundu da ondan. Emperyalizmin bu türden 'kendi kaderini kendilerinin tayin etme' destekçiliği, emperyalizmin işine geliyorsa, o öyledir.




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...