Hiç değilse sınıflı toplumsal yapıya dek, totemizm bir din değil, totem de bir tanrı değildir. Tabu ve totem ilkte kapsar bir ulam oluşla, hiç bir zaman bir din değildir. Neden? Birkaç tanesini hemen söyleyeyim. 1-İlahi bir söylem ve hitap olmamakla totemizm asla bir din olmadı. Evet ritüelleri oluştu saygılamaları oluştu ama imanı hiç oluşmadı. Zaten o yapı aitliği ile doğup, şehadeti istennezdi.
2-Tabu ve totem sanı kanılardan da oluşsa da, bu sanı ve kanıların kaynağı, insan ve insanın doğal çevresinden gelen nesnelliğin; insan düşüncesin içinde yansıtılmasıdırlar. Böylece dini sanı kanıdan ayrılırlar.
3-Sosyal birlikti etnik totemi dönemler, dinlerin vaaz edeceği hiç bir ortam ve zemin ideolojisini, içermezler. Bu neden ile dinlerin seslenebileceği bir alan değildirler. Yani dinlerin bu dönem içinde söz söyleyebileceği hiç bir argüman ve ideolojik tabanları bulunmamaktadırlar. Bu yüzden dinleşemezler.
Eğitimin temel amaçlarından birisi de insandır. Bedensel geriliği olmayan insanın zorunlu bir eğitime tabi olması bunadır. Eğer eğitimin konusunu insan olarak alır isek, sosyal yaşam alanında inançsal eğitimin amacının da insan olacağı açıktır. Bunun dışında inançsal eğitim, pek pek bir şey, gerçekleyemez. Söz gelimi inançsal eğitimi bitiren birinin cam macunu dahi çekemez olması, bu eğitimin üretim amaçlı olmamasındandır.
Söz gelimi bizim dinimizin eğitimsel faaliyet yürütmesi ile imam hatip yetiştirir olması, bir üretim ilişkisi değildir. Buradan, imamın cenaze yıkar olması, namaz kıldırır olması vs. sosyal ve halksal alanın aidiyet ilişkisine denk düşerdir. Değilse toplumsal alanın bir emek değiş tokuşuna denk düşer yükümlüleşme değildir.
Eğitim, hem toplumun hem sosyal hayatın bir dilidir. Eğitimin somut ve soyut, şimdiki halde ve geleceğe yönelik pek çok amaçları ve planlaması olur. Toplum dili olarak eğitim, birçok amaçlarının yanı sıra, bir temel amacı da, toplumsal bir amaç için üretimin sağlanmasıdır. Yani toplumda eğitimin amacı üretimdir. Tekniktir. Toplumun teknik olma eğitimi ağır basar. Hatta teknik eğitim özelleşerek, mesleki eğitimlerine de dönüşür.
Bu nedenle, sanki bilmezlikle, toplumun tüm enerji sarfını ve zaman israfını, bu tür alan dışı, çağ dışı bir sahiplenişlerle, imam hatip okulları, bir meslek okuludur denerek, toplumsal meşruiyetlikler yaratılıp tartışılmaktadır! Bu bir tekçi mantığın bilgi düzey ve düzlemi sorunudur. Bu yüzden anlamsız yanlış kavgalara neden olmaktadır.” Ne var canım, halk dinini öğrenmesin mi! Ne var canım, dinsel eğitimli olanlar da bu vatanın evladı değiller mi, mimar mühendis de oluversinler! Savcı olsun! Doktor olsun” vs. vs. denmesi akıl perdelemektir. Ya da akılları perdelemeye matuftur. Bu tür söylemler hiç bir toplumsal haklılık sağlayamaz.
Mantığın işleyişini bilen herkes, buna güler. Azcık aklı olukta aklı işleyen herkes, bu söylemlere ve söylemlerin zavallılığına veya kitleler için, bunlar nasılsa anlamazlar diyen anlayışlarına, burun kıvırıp geçerler. Bilinir ki toplumsal eğitim de ki toplumsal kültür de ki amaç, sizin mantık koyuşunuzu şekilleşmektir. Sizin mantık işletişinizin ve olayları, olguları, yorumlayışınızın biçimlenişidir. Olayları analiz etmeniz için, size kalıpçı devindirme alanıdırlar. İnançlar bu yolu çok sistematik olarak kullanır.
Hani çok kere, dinsel eğitime,” demokratik hak” denir ya, işte bu söyleyiş hiç toplumsal demokratik hareket değildir. Çünkü halk ve toplum istemli olan demokratik hareketler, halk ve toplumsal alanda biri biri ile uyuşmazlar. Ve her biri, birinin diğer alanında devinemezler. Söz gelimi halkın istemini halk içinde bir demokrasi hareketi sayarsak. Böylesi bir inançsal eğitimde halk içinde demokratik anlayış olacaktır. Halk eğitimi koşulsuz bir inanmanın ve otorite koymanın ve itaat etmenin eğitimidir.
Eğitim bilimlerinin mantığı, günlük yaşayışlarda ve günlük ilişkilenişlerde, yararcı mantık ilişkileri ile kullanılmalıdır. Alınan toplumsal eğitim sosyal yaşamda pratik enformel edilemediği sürece; kişi mantığı, asal olan inanç mantığı düzleminde devinir. Ve kişi kendisini rahat hisseder. Bu asal mantığa göre, farklı mantıklarınız, sizin iletişememe tedirginliğinizdir.
İnançsal mantık aslında yaşamı anlamak ve kişinin kendini bu anlamda konumlamak istemesidir. Bu istem insanın merakını sindiren bastıran, gerçeklenmenin belirmesidir. İnsanın, yaşama saygı duymak isteyişinin bir anlayışıdır. Yaşama saygı duymak, en temel anlayıştır. Ve bu yaşam saygı duyuş, ölümü de içeren sürmenin kesikli ve sürekli olan yapısına soyut bir analizdir. Yani ölüme de saygı duyuştur. Çevren belirimin gücünü duyuştur. Bu analiz, gerçeğin izlenimlerindeki tasavvurlardan aks eder.
Kişi kendi hayal gücünü, inançlar sayesinde olabildiğince geliştirir. Kişi kendi kendinin içte inançsal söyleşmesini yapar. Ve yine kişi, inanç olarak, anlayışları kendisinde başlatır, kendisinde bitirir. Bu insanca olmanın bir tinsel modifikasyonudur. Bu arada kişi yücelim duygularının hazzını ve etkileşmesini, baskı olarak yaşar. Umut etme, adaletli olma, gibi ahlaki erdemlerin sanal dönüşmesini yorumlar. Bunlar çoğu durumlar da yadsınamaz kazanımlardır. Yok oluş fikrinin, ürkütücü olmasından kurtulmak için yeni yaşamın, şu andaki tutumsal yatırımlarını sergilemenin coşkusunu ve anlam sindirmesini içsinirler. Sanı kanı olan inançlar ilkten beri insanın asal mantıklarıdır
”Pireler berber, develer tellal iken” Eski yaşantı biçimlerinde çok hareketlilik vaz geçilmez bir yaşam biçimi idi. Zıplamak, atlamak, en enerjik olmanın ortaya konuş biçimidir. Özellikle haydut yaşamı, çoban yaşamı ve toplayıcılık, avcılık uğraşları meşguliyetleri zamanında, hayatta kalışın tek zorunlu bir beceriklilik ve koruyuculuk özelliğidir çeviklik.
Engeller atlamak, ağacın en yükseğine sıçrayıp meyve toplamak, dal eğmek, düşmanla kavga ederken zıplayarak hücum edip, vaki hücumu savuşturmak, kılıç, kargı hamlelerinde ardışık zıplamalar ortaya koymak, koşarken duvar, hendek, çit, gibi engel mesafeleri sıçrayarak geçmek, yüksekten zıplamak gibi hayatta kalma, özelliklerinin bir tutumlaması idi.
Her yaşam pire gibi zıplama işini az çok yapar ve başarır. Ama bazı toplumlar bunu diğerlerinden daha bir ustalıkla yapar. Örneğin, seyir halindeki bir ata, süratle zıplayarak biner. Yine ha keza, seyir halindeki atın, altına, üstüne dolanarak geçiş hareketliliklerini, pire gibi saklanma durumlarını ustalıkla ortaya koymakta idiler.
Ağaç totemli insanlar, pire insanların grup yaşantısına göre, daha bir özelde yerleşik yaşantılaşmayı başarmış olabilirler. Yeni yerleşik düzen ilişkisine katılan pire adamların yaşantılaşmaları ve meslek edinmeleri, bu ittifakı ilişki düzeninin birlikteliği ile ortaya çıkar olabilecektir.
Pire grubun hepsi, pire gibi atik davranır olamayacağından, savaşçı olma ve ulak olma mesleklerine katılamazlar. Bir kısmı, şu veya bu biçimle zaman içinde, berberlik mesleğine yatkınlaşmışlardır. Ağaç insanların ittifaka katılmalarının tarihi şöyle böyle çıkarıla bilir. Sosyal öğrenme ağaç adamların ittifaka katılmalarını şöyle bir çağrışımla hafızadaki öğrenmeyi diri tutarlar. “ Pireler berber iken, ağaç adamlarla kardeş olduk” diyen bir halk söylemi, bize özel bir tarih sırası verir.
Pireler berber iken, diye başlayan masallar, genel bir tekerlemeye dönüştü ise de, o tür masallar yine pirelerin berberliği sırasında ya da sonrasında, üretilen masallara bir milat gibi olabileceği düşünülebilir. Bu milat bize hiçbir şey ifade etmiyor ama eski tarihte pirelerin berber oluşları, bir milat belirtir gibi masallar da anılır oluşu, kuvvetli ve travma tik bir bellek yapmış olmalıdır.
20. bölüm örneğinde doluluk kavramının bir fikri uzanım açılımını yapmıştık. Dolu gibi olan uzayın, dolu olmadığını görmüştük. Uzay zamanın; boşluklu, tanecikli, kesikli sürekli (dalga) yapısı olduğunu sezmiştik. Bu boşluklu kısımlar başka uzay zaman referansları ile doluyordu. Yani zamanlar iç içe geçiyordu (organize oluş) . İç içe geçen zamanlar, dalga hareketi ile girişp, o olay ufkunun sürekli zaman boyutunu oluşturuyorlardı.
Kesikli olan kuant yapı, mekanik aktarımların, potansiyel kinetik dönüşmesini sağlıyordu. Bu iç içe zamanlar o ilişkin kuant uzayların içinde, farklı zaman akışının olduğunuda gösterir. Bunu fiziki olarak belirtirsek; her olayın çevreyle girişmesi, ana zamanın içinde, farklı aşamalarda, sürekli yapının devinmesi olurlar (yapı içi değiştiriciler, değişkenlikler. kontrol) . Ana zaman, çevrenin belli etkiyenine; diyelimki sıcaklık etkenine, henüz tepki vermiyor gibi göründüğünde, iç zamandaki kimi olaylar, tepkileri çoktan başlatmış olacaktır. Bu sistem rezistansıdır.
Yani her iç içe zamanın, fiziki dille söylersek; bir genleşme, bir büzüşme, bir boy uzaması, boy kısalması, kaynama, buhar olma, sistemden kaçma gibi bir çok farklı farklı devinme tepki zamanları vardır. Bunun kullanımını en iyi olaraktan, petrolü damıtma olaylarında görürüz. Petroldeki, her bir iç içe geçmiş zaman olay ve olgu, dizileri, kendi faz sıcaklıklarında kaynar ve buharlaşarak diğer olayların uzay zaman boyutu içinde çekilip alınır. Organize olan, entegrelerin çökmesi ya da girişmesidirler.
Organelci aşamalar bir birine göre basamak oluştururken; her bir basamağın
değişik gruplarca yaşanıyor olması, sanki bir durumun; diğer durumlar söz galimi
toplumsal durumun, tersinmiş hali gibi görmek olasıdır. Birbirine göre tersinmiş
aşamalı görünümleri ile bitişik uzaylar ilişkiliği içinde, günümüze kadar, yavaş
yavaş, bilinç edilerek, ayrışarak, seçme eleme yaparak zamanımıza değin geldi.
Zaten toplumun bu evreleri gericilik ilericilik denişle toplum yaşamında
Hareket noktanızla, ulaşma noktanız arası, mekân (uzam) devinim alanı, genel bir devinmenin tümel görünümüdür. Bu iki nokta arası seçimleşen kümeler ve alt ilişkilere değin ayırt ediciliğiniz bir görüngün lüktür. Örneğin, yol boyu; ağaçların seyrelip sıklaşması, toprak renginin farklılaşması ve arazi yapı engebesi, yine uzam alanın kayalık, otluk, çıplaklık oluşu. Uzam alanda havanın açık gölgeli oluşu, yol boyu hizmet alanları, görülen hayvanlar, seyrediş konumlaşmaları vs hep değişken iliş kinlikle ayırt etmeler sıklaşmasıdır. Yol boyu gözlenen ilişkilenen olaylar, sizin süreçli eksen kesiminiz, üzerinde bulunacaklar, sizin eksen kesiminizle aynı eksen kesimli, eksenler (iç içeklik) olacaklardır.
Sizin bu gözlem alanınız da; söz gelimi, üç saatlik yolculuk zamanınız da, görsel izlenimler edinmeniz deki olay akışının hızı ve zamanı, farklı olacaktır. Aynı yolculuk uzam devinimli olay ufku alanını, üç saat yerine bir saatlik süre içinde geçiniz. Bu kez izlenimsel ayırt etmeyi olay ufkunuza sıkıştırmanızın geçen zaman hızlı ve daha farklı olacaktır. Burada paradoks olan, sizin iki mekân arasını kat ederken kullandığınız taşıtın hız artırımıdır. Bu hız artımı, sizin olay sarım ekseninizi üçte bir boyuta düşürecektir. Bu aynı zamanda sizin azalan sarım ekseniniz üzerinde olacak iç içe olay eksenlerinin de daha ufak olarak parça olaylara dönmesidir. Yani dış gözlem olay sayısı aynı kalırken, sarım ekseni çevre iç hacmi daralıyor ama iç olaylardan da, şişiriliyor. Bu zamanın daha da hızlı olmasıdır.
Taşıtınız da, dış gözlem alanına ilişkin, uzam devinim alanını etkiyen bir olay ufku değişkenidir. Hem yer değiştirendir. Yani olay ufkunda oturmuş bir noktada kalmayandır. Hem de atığı ile hava sirkülâsyonu yaptırması ile yolda otu, böceği ezmesi ile yolda denk geldiği cisimleri parçalaması gibi olaylarla taşıtınız, o olay alanının etken bir, hem değişken hem de değiştiricisidir.
Öyle ise araç, kendi özelinde sıkıştırılan birçok alan devinme ilişkiselliği ortaya koyabilmektedir. Yani bir devinme uzam alanıdır. Kendi olayını ve alan noktalarının çoklaştırılmasını düzenleyebilmektedir. Çoklaşan olaylar ilişkileşmesi de bir hız artması, bir zamanını hızlı geçmesi olduğuna göre, burada paradoks olan bir şey yoktur.
Sadece sizin analizci ayırt edici olama, maharetinizin zaafları vardır. Şu halde zaman ya da devinimin bağıntılılığı (izafi oluşu, ilişkiliği, aidiyeti) bir olay uzam devinim alanının, ilişkisel alt bileşenlerine ayrıştırılması seçiciliği ile artmaktadır. Bu da aynı eksende olan girişmelerin ortak ekseni daha bölek hale getirmesidir. O olaya ilişkin ayrıntılaşma seçiciliğinin, o olay dek analizin çoklaşmasını ya da eksen bölelerinini, küçülterek, kendi özel eksenini kısaltmaktadır.
Şimdi söylemimin ikinci kısmına geçelim. Birim süreli, bağıl iki olayda, birbirine göre; aynı birim sürede geometrik oranla olay aşamaları çoklaşıyorsa, her birinin kendi görece zamanları hızlanmıştır. Örnekteki, birinci olayımızda, üç aşamalı, üç iç içe olgulaşma, bir olay gerçeklenmesi demektir. İkinci olayımızda da altı aşamalı üç durumla, bir olay gerçeklenmesi demektir. Bu alanın kendi sistem örgütleşmesidir.
x




-
Necdet Arslan
Tüm YorumlarSöz söylemek önemli değil; sözü bilinçle söylemektir önemli olan.
Sayın KAYA vurgulamalıyım ki gerek şiirde ve gerekse öteki yazınsallarında sözü,etki gücü yaratacak bir keskinlikte kullanmasını bilen ender kişilerden biridir.
Şiirini okurken sözcüklerin,kendi sözlük anlamlarını da aşarak ...