BAKARA SURESİ
Medeni bir suredir. Adını 67-73. Ayetler arasında aktarılan İsrailoğulları ile ilgili olaydan almaktadır. 286 ayettir. Hicretin 2. Yılında indirilmiştir. Bu sure Fatiha suresinden sonra gelmesi tesadüfi değildir. İHDİNESSIRATEL MÜSTEKIM diye dua ederken, bakara süreside bu duaya cevap veriyor. Bu surede yaklaşık 120 ayet İsrailoğullarının nasıl Yahudileştiğini bize anlatacak. Onun için bakara suresi, adeta Fatihanın bir tefsiri niteliğinde.
1. Bu üç harf huruf-u mukattaadır. Müstakil harfler. Bu tür harfler Kur’an’da 29 surenin başında gelir. Toplam 14 harften oluşmuştur. Birli ve beşli harfler arasında değişir. Bu arap dilinin yapısına da bir göndermedir. Çünkü arap dilini oluşturan tüm kelimeler debir ile beş arası kelimelerden müteşekkildir. Anlamı konusunda tüm müfessirler tarafından çok uzun yorumlar yapılmış. Hz. Ebubekir: Her kitabın bir sırrı var. Kur’an’ın sırrı da Huruf-u Mukattaadır der. Hangi surenin başına gelmişse ilk ayetler hep vahyin önemini anlatır, vahye atıf yapar. Allah’ın vahyini öne çıkararak başlamaktadır. Bu harflerin işlevi vahye dikkat çekmektir ve meydan okumaktır.
2. LAREYBEFİH: Kesinlikle şüphe yok. Bu kitabın kaynağının ilahi olduğuna şüphe yok biçiminde anlaşılır. Bu kitabın müttakiler için bir kılavuz, bir rehber, doğru yolu gösteren bir kılavuz oluşunda şüphe yoktur. MUTTAKİN: Allah bilinci diye çevrilir. Etimolojik anlamı, korkmak, korunmak, sakınmaktır. Cehennem ile insan arasına engel koymak. Bir insanın muttaki olması: Allah’a karşı sorumluluk şuuruyla donanabilmesi ile mümkündür. Bu bir şuur meselesidir. Engeli, Allah’a daha yakın olmak için koyarız. Allah’a karşı duyulan bir muhabbet ve yakınlığı da ifade eder.
3. Gayba iman ederler. İdrak edemedikleri hakikatlerin olduğunu kabul ederler. 5 duyunun yada aklın hakikati bilmede yeterli olmayacağını idrak eder ve inanırlar. GAYB: Yok olan, gaip olan değil, insan idrakinin, hafsalasının, insan idrakinin kavramaktan aciz olduğu hakikat demektir. Adeta şu söyleniyor. Gaybe iman etmeyen bu kitaptan istifade edemez. MÜTTEKİNin özelliklerini sayıyor Kur’an 1. Gayba iman edecek. 2. Namazı istikamet üzere ikame ederler. 3. İbadeti yalnızca ve yalnızca Allah rızasını gözeterek yaparlar. 4. Kıldığı namazla, hayatında yaptığı diğer eylemler arasında doğrudan bir orantı kurarlar. Yani bir ömrü Allah için yaşamak. 5. Allah yolunda harcayanlardır. İşe yaramayanlardan harcayanlar değil, kendilerine rızık olarak verilenlerden sarfedenler. Gayba iman, namaz ve zekat üç özellik sayılıyor. Birincisi imana taallük ediyor. Yani kul ile Allah ilişkisine. İkincisi namaz, yani kulun hem nefsi hem de Rabbi ile olan ilişkisine. Zekat ise kuldan topluma doğru, kulun toplumla ilişkisinden bahsediyor.
4. biz Müslümanlar sadece kendi peygamberimize değil, Ondan önceki tüm peygamberlere iman etmeyi, imanın olmazsa olmaz bir unsuru olarak görürüz. YUKINUN: yakın derecesinde iman. Sanki yaşar gibi inanmamız isteniyor.
5. 6. İman edenlerden sonra kafirlerin durumuna geçiyoruz. ELLEZİNE KEFERU: Küfre saplanıp kalmış kişiler artık uyarıdan hiçbir pay alamazlar. Niçin.
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta