Ah azizim, ergonomik koltuklarda çürüyoruz, çürüyüp gram gram ölüyoruz. Bizi lök gibi süngere çökerten, süngeri bizde, bizi süngerde eskiten, seni beni tel tel öldüren, bu kentliliktir azizim bu burjuvazi.
Bırak dağınık kalsın toparlanması gereken ne varsa, tez elden kıralım dümeni azizim. Vedalaşmadan terk edelim uzaklaşalım. Buldozerler gelmeden, ruhumuza müteahhitler kat karşılığı çöreklenmeden, parmaklarımızdan uğur böceklerinin havalanacağı yeşillere göçelim. Hangi dağda çobanı yakan bir ateş varsa söndürelim. Hangi dağda ateş yakan bir çoban varsa alnından öpelim. Çoban çeşmelerini şenlendirelim.
Ah azizim kent, ateşten gömlek. Kentlerde açılmış, pandoranın kutusu, her muhit burada bir gayya kuyusu.
Kent, kan ağlayanların kanına ekmek doğrandığı, feleğin sillesini yiyenlerin dilinden düşmeyen feveranı. Yerden göğe kadar hapçıların rantçıların,talancıların cirit attığı ,meskun mahaller kumkuması.
Aşkta yarın yoktur sevgili. Zaman ileri doğru değil, içeri, yüreklere, derinlere doğru işlemeye başlar, bilgeleşir. Hiç bilmediği sezgileriyle buluşur. Yükü çok ağırdır, kendiyle buluşmuştur. Hem dışındadır dünyanın, hem de ortasında.
Hindistan'da Ganj Nehri'nin kıyısında yakılan yoksul adamın hissettikleri de onunladır, yitirdikleri de... Newyork'ta, bir sokakta, o kartondan kulübesinde yaşayan kadının çıplak yalnızlığı da. Her şey onunladır, ona emanettir sanki, ama o, çıldırtıcı bir yalnızlık içindedir yine de...
Aşkın kültürlü olmakla, bilgili olmakla da ilgisi yoktur sevgili, kanımıza karışan ilkel acı, o yaban ağrıyla hiçbir kitabın yazmadığı hakikatlere daha yakınızdır, inan...
Kim demişti hatırlamıyorum, aşk varlığın değil, yokluğun acısıdır diye. Belki de bu yüzden ilk gençliğimde, o yoğun aşık olduğum yıllarda, gözüme uyku girmez, dudağımda bir ıslıkla bütün gece şehri, o karanlık, o hüzünlü sokakları dolaşır, insanları uykularından uyandırmak isterdim. Uyanıp, içimde derin bir sızıyla uyanan o derin sancının acısına ortak olsunlar diye...
Aşk çok eski bir şeydir sevgili. Onun içinden o çileli çocukluğumuz geçer. Sevdiğimiz insanların çocuklukları da... Oradan üvey anneler, eksik babalar, parasız yatılılar geçer. Ve sonra aşk bütün bunları alır, daha da eskilere gider, hep o ilkel acıya, o yaban ağrıya...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta