Şimdi gözlerimi kapatıp Ayvalık’a, o her mevsim aşkla baktığım mavi denize, Midilli adasının ardında her akşam bir sevgiliyi usulca öper gibi veda eden o gün batımlarına, Sakarya’ya, Macaron’a, bir uçurtma umarsızlığında çocukluğumun en güzel çağlarını çalan o masum hırsıza ya da Cunda köprüsünde düşlerimi satmaya henüz yeni yeni başladığım o acemi sevmelere… Dar sokaklarında sıkışıp kalan gençliğime ilaç olan ve bana bir şekilde hep iyi gelen o tuhaf iklime… İlk tutunduğum aşk, ilk sevecek sandığım kadın, ilk şarabın sarhoşluğu, öptüğüm o ıslak dudaklardaki ilk heyecan, kalbimi son bıraktığım yer; Ayvalık, şimdi biraz sana gelsem…! Sahi alır mısın kalan düşlerimi bedavadan sana versem!
Hem sana söz veriyorum bu defa yaşımız akıp giden zamana inat büsbütün o toy zamanlarımızda kalacak hep… Ve aklımız yaramaz bir uçurtma misali bir oradan bir oraya savrulurken, kalbimiz henüz hiçbir şeyi kirletmemiş bir çocuk saflığıyla dopdolu olacak…
Anlasana! Özlemekle geçen bütün geçmişi bir bir unutup, sana gelmek için sesleniyorum bu defa bütün sahillerine, koylarına, adalarına… Ama gel gör ki bir o kadar unutulmuşum gibi bir his var içimde... Yani küskün geçen yıllar seninle de aramızı bir hayli açmış besbelli. Olsun yine de umudu kesmiyorum ben...
Söz bu defa hiçbir ayrılık, hiçbir şehir, hiçbir mesafe giremeyecek aramıza…
Derken umursamaz bir tavırla uzanıp öpüyorum gerdanından seni, yani o güzelim Cundadan... Küçükköydeki o eski evlerin taş duvarlarından dokunuyorum tenine, derken Şeytan Sofrasında buluşuyor dudaklarımız en deli halimizle… Nefesinle var olurken benliğim, tıpkı bir sevgilinin şefkatle dokunan elleri gibi üşüyen saçlarımda dolaşıyor bütün sevinçlerimiz…
Sonra bir ürperti sarıyor aniden benliğimizi. Yani tahmin ettiğin üzere tıpkı vedalaştığımız o gün gibi hava yine soğuk mu soğuk bir mart gecesi… Ama merak etme bu defa üşüyen ellerimi ceplerimde değil, senin dizlerinde ısıtıyorum. Derken adımı soruyorlar sana, usulca gülümsüyorsun…
Bense susuyorum… Çünkü sustukça, dinginliğindeki o güzelliği daha çok fark edebildiğimi fark ediyorum. Sonra sarılıp uzun uzun ayrı geçen yılların acısını kısaltıyoruz seninle...
Aşk işareti ile doğanlar yaşarken dünyaya talip olmazlar...Bilirler ki ne isteseler,neyi ansalar,ne kazansalar aşkın dışında hiçbir şey avutmaz onları,teselli etmez...Gönüllü sürgündür onlar...Gizliden gizliye hissederler bunu...Sonsuz bir ışıktan kopup gelmişlerdir geldikleri yere...Kopup geldikleri ışığa inançları ne kadar büyükse,içlerinde ki acı da o kadar derindir...Bu acı hatırlatır onlara kopup geldikleri yeri...Bu acı hatırlatır onlara kim olduklarını ve niye varolduklarını...
Kalplerinde aşk işaretiyle doğsa da bazı günler yorulur insan karşılıksız sevgilerinden...Yorulur kendisini anlatamamaktan...Sevgilim der,sevgilim der,ama,sevgilim dediği yanında değildir,bilir...Bazı günler insan soluksuz kalır,içindeki sevgili olmasa bile karşısındakine deliler gibi sarılır...O olmadığını bile bile sonsuz bir umutsuzlukla sarılır...İnsan soluksuz kalmaya görsün,sevgili diye bütün yanlışlarına,bütün kaçışlarına,kendine yaptığı ihanetlere sarılır...İnsan bir kere içindeki aşktan umudunu kesmeye görsün,her şey olmak,her yere yetişmek için bu hayat düşer...Her şey olduğunu,her yere yetiştiğini sandığı anda,ortada kendisi yoktur artık...Kaybolmuşluğa çok yakındır...Kopup geldiği ışığa inancı azalmıştır...Daha az acı çekiyordur artık...Ama daha mutsuzdur eskisinden....Daha mutsuzdur,o ışığı acı çekerek özlediği günlerden...
Soluksuz kaldığım kendime bile sakladığım günlerden bir gündü...Kaybolmuşluğa yakındım...İçimdeki acı hızla eksiliyordu...Işık soluyordu,soluyordu tıpkı sesim gibi...Soluyordu içimdeki aşk işareti gibi...Öylesine kaybolmuştum ki bulamıyordum artık içimde neyi yitirdiğimi,neyi kirlettiğimi...Öyle uzaklaşmıştım ki kendimden,kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı...
Onunla nerede ve nasıl tanıştığımız önemli değil....Gerçekten değil...Kaybolmuş insanlar birbirini çabuk buluyor....Umutsuzluk umutsuzluğu çağırıyor...
Konuşmaya susamıştık...Sanki ikimizde dilini,kültürünü bilmediğimiz uzak ülkelerden henüz dönmüş gibiydik bu ülkeye...Oysa böyle bir şey yoktu...Hep buradaydık...Hep o ışığımızdan kaybolduğumuz yerde...O ışığı orada bırakıp bu dünyaya,bu hayata gönül indirdiğimiz,her şey ve her yerde olduğumuzu sandığımız yerde...Hep o soluksuz kaldığımız yerde...Daha vakit var,o ışığa sonra dönerim, dediğimiz bu yerdeydik ikimizde...




Bu şiir ile ilgili 0 tane yorum bulunmakta